Devlet, Cemevleri Ve Belediyeler

“Sahtekârlığın evrensel düzeyde egemen olduğu dönemlerde, gerçeği söylemek devrimci bir eylemdir!” George ORWELL.

Değerli Canlar; Alevi inancı (öğretisi) devamlı kendi değerleriyle kendini besleyen bir inançtır. Alevilik, asırlarca Semavî dinlere sahip İmparatorluklar ve gerekse devletler tarafından günümüze kadar hep devlet dışı (tehlikeli) bir inanç olarak kabul edilmiş ve kendine özgü olan değerlerine bağlı olduğundan dolayı nice katliam, kıyım, sürgün, yasak ve baskılara maruz kalmış bir inançtır. Bunca zulme, baskıya maruz kalmasına ve yasaklarla karşılaşmasına rağmen binlerce yılın birikimiyle kendini bu günlere taşıyabilmiştir. Kendini bu günlere taşırken de erke ve iktidara hiçbir zaman bulaşmamıştır.

Osmanlılar döneminde Aleviler hakkında fetvalar ve fermanlar çıkarıldığı ve Alevilerin çeşitli katliam, sürgün ve baskılara maruz kaldığı inkâr edilmez bir gerçekliktir. Peki, Cumhuriyet döneminde neler oldu? Türkiye Cumhuriyeti Devleti kuruldu, ardından Alevilik ve Alevi yol yasakladı, cem erkânları basıldı, pirleri tutuklandı. Asimilasyon bir devlet politikasına dönüştürüldü. Bu süreçle birlikte her dönem Alevilere, siz şuradan geldiniz, aslınız şudur, “böyle inanacaksınız, şurada ibadet yapacaksınız” denilerek, özü Alevilik olmayan bir inanç Alevilere tarif edildi. O günde bu güne o anlayış devam ediyor.

Aleviler,  1960’lı ve 1970’li yıllardan başlayarak, 1980’li yıllardan itibaren yani son 40 yılda büyük oranda şehirlere göç etmek zorunda kaldılar. Aleviler son 30-35 yıla kadarki zaman diliminde cem erkânlarını köylerindeki büyük evlerde gizlilik içinde yaptılar. Cem erkânı ve diğer tüm hizmetler de köyler de yapılıyordu. Alevilerin büyük oranda şehirlere göçüyle birlikte inanç (öğreti) boyutunda, hemen hemen her alanda sıkıntılar oluşmaya başladı. Bu sıkıntıların en başında Hakk’a yürüyen canların, Hakk’a yürüme erkânları oluşturuyordu. İnsanlar, Hakk’a yürüyen akrabalarını Camilere götürmek zorunda kalıyordu fakat inanç farklılıklarından dolayı bu mekânda büyük sıkıntılarla karşılaşıyorlardı.  O dönem en büyük sorun Camilerden kalkan cenazelerdi. Alevilerin bu mekânda istediği gibi Hakk’a uğurlama erkânı yapması imkânsızdı!

1993 yılının 2 Temmuz’unda zalimlerin zulmüne maruz kaldık ve Sivas Madımak Oteli katliamını yaşadık! Bu katliam sonrası Alevi toplumu hızlı bir şekilde dernekleşme (PSAKD) süreci içine girdi. Ta başından beri Alevilerin kendi özüne uygun, kendi değerleriyle yaşamasını istemeyen devlet, bu süreçte kendine göre bir “Alevilik” yaratmak ve Alevileri kontrol altında tutmak için bir Ankara bir diğeri de İstanbul merkezli olmak üzere iki adet Vakıf kurduruyordu. Yani devlet, yıllarca sürdürdüğü inkâr ve baskı politikalarıyla yapamadığını asimilasyon politikalarıyla yapmak istiyordu. Bu duruma kanıt olarak o ödem yaşanmış olan ve dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman DEMİREL ile İstanbul merkezli Vakfın kurucusu Prof. İzzettin DOĞAN arasında geçen konuşmayı Prof. İzzettin DOĞAN’ın kendi anlatımıyla sizlere aktaracağım:

“Ben Cumhuriyetçi Eğitim Merkezi (Cem Vakfı’nı)’ni kurmadan önce devleti yöneten kesimle görüştüm. Yani 20-25 milyonluk bir kitleyi siz “başıboş” bırakamazsınız dedim. Görüyorum dedim! Türkiye çok karanlık noktalara doğru götürülüyor dedim. Onun için Alevilerin örgütlenmesi ve devlete entegre (bütünleşme) edilmesi çok hayati bir önem taşıyor dediğimde çok makul karşıladılar. Ve dediler ki, peki bunun hukuki yolu ne olabilir? Bir Vakıf kurmak şeklinde olabilir dedik! Peki, ben İstanbul’a geldim, Vakıf çalışmalarına başlarken bir davetiye aldım. Ankara /Çankaya’da bir arsa üzerinde, Hacı Bektaş Vakfı diye bir Vakıf kuruluyor. Ve temelini de Sayın Cumhurbaşkanı atacak diye. Bende davetliyim! Ben gittim dedim, Sayın Cumhurbaşkanı, eğer böyle bir Vakıf kuruluyorsa, bizimkine ne gerek var? Yani biz vaz geçelim, bizde gelip buna katılalım. Yok dedi, siz şeyinize devam edin. Neden? Bu dedi, devlet politikası dedi. Beni fazla sıkıştırma, beni aşar dedi. Bakın ilk defa söylüyorum, beni aşar dedi.” Karşılıklı yapılan bu konuşmada da anlaşıldığı üzere devlet, o dönem kurdurmuş olduğu “vakıflar kanalıyla Alevilere” Cemevi’de bizim, Cami’de bizim, namaz’da bizim, niyaz’da bizim diyerek ve dedirterek Alevileri kontrol altına almayı hedefliyor.

1990’lı yıllarda başlayan vakıflaşma ve dernekleşmeyle birlikte Aleviler, 2000’li yıllarda şehirlerde, Dönemin Cumhurbaşkanı’nın “beni aşar” dediği “şeyden” habersiz bir şekilde Cemevleri yapmaya başladılar. Bununla birlikte Aleviler, yaklaşık 30 yıldır, eksiğiyle fazlasıyla eşit yurttaşlık taleplerini dile getiriyor ve son 5 yıla kadar bütün bunları demokratik haklarını kullanarak mitinglerde, sokaklarda, her yerde mücadele ediyordu. Bir anda ne olduysa oldu, Alevi örgütlerinin yaptıkları mücadeleler, yaptıkları mitingler, yürüyüşler, protestolar ve hak arama yolları bir kenara bırakıldı. Belediyelerle ilişki kurulup, kapalı kapılar ardından Cemevleri yapma yarışına girildi. Evet, izlenen bu politikanın bir devlet politikası olduğu kesindi ve dönemin Cumhurbaşkanı’nın “beni aşar” dediği şey devreye sokulmuştu.  

Günümüzde eşit yurttaşlık temelinde tanınmamış bir Alevilik, zorunlu din dersleriyle baskı altına alınıp asimile edilen Alevi çocukları gerçekliği var ilken. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları olmasına rağmen ve mevcut iktidar bu kararları uygulamamak için direnir iken. Bu çerçeve de yasal statüye kavuşmamış Cemevleri gerçekliği var iken, büyük çoğunluğu iktidara ait yerel yönetimler tarafından değişik adlar altında Cemevleri yapılıyor! Gördüklerimizden de anlaşılıyor ki; devlet, belediyeler eliyle kimi Alevi kurum başkanı ve yöneticileriyle işbirliği yaparak kendi istediği gibi bir “Alevilik” yaratmak ve “Alevileri kontrol” altında tutup,  “devlete entegre (bütünleşme) etmek” için, ülkenin çeşitli bölgelerinde Cemevleri yapmaktadır. Yıllardır izlenen ve uygulamaya konulan bu politika “Alevileri kendi inançlarında (öğretilerinden) koparmaktan” başka bir şey değildir. Bu durum son günlerde yaşanılan olaylarda da anlaşıldığı üzere iyice gün yüzüne çıkmıştır…

 02 Ekim 2021 tarihinde Can tv’de İbrahim KARAKAYA’nın sunduğu Canlar Divanı programında, Cemevleri konusu ve güncel (Isparta vakası) konuları konuşuluyordu. AABK Eş Başkanı Hüseyin MAT bu programda şunları söyledi: “Cemevlerimiz halen daha ibadet yeri olarak kabul edilmemişken, Cemevlerimiz yasal statü kazanmamış iken, devletin protokolü, cemevi açılışına katılıyor. Birde buraların ibadethane yeri olduğu ve devlet tarafından tanınmış gibi bir algı yaratılıyorlar.” Bizde AABK Eş Başkanı Hüseyin MAT’a diyoruz ki; Başkanım madem böyle düşünüyorsunuz, o “protokolle” (belediyelerle) niye Cemevleri yapmak için işbirliği yapıyorsunuz? O “protokolü” niye cemevi açılışlarına davet ediyorsunuz? Belediyelerle işbirliği yaparak o algıyı hep beraber yürütmüyor musunuz? Bu programda ADFE Genel Başkanı Celal RIRAT’ta konuşmacıydı. Celal FIRAT bu programda şunları söylüyordu: “Şu an, şöyle ki Türkiye’de gerçekten her anlama çok acı bir tablo izliyoruz. Her gün Alevi itikadına, inancına hakaretler yapılıyor. Tam bir faşizmin yaşandığı süreci yaşıyoruz. Türkiye’de bunu net bir şekilde söylemek lazım!” ADFE Genel Başkanı Celal RIRAT’ta da diyoruz ki; sözünü ettiğiniz gibi faşizm sürecini yaşıyor isek ve bu süreci topluma yaşatan günümüz iktidarıysa o zaman neden bu iktidara ait belediyelerle işbirliği yapıp Cemevleri yapıyor ve hep birlikte açılışlar yapıyorsunuz?

Alevilerin yıllardır verdiği hak mücadelesi eşit yurttaşlık mücadelesidir! Günümüzde de Alevilerin en öncelikli sorunu eşit yurttaşlık meselesidir. Eşit yurttaşlık ve Cemevlerine satatü hakkının Belediyelerden aranmayacağını, bu hakların aranacağı ve talep edileceği makamın TBMM’ olduğunu herkes biliyor. Bütün bunlar biliniyor iken, üstü kapalı bir şekilde, kapalı kapılar ardından Belediyelerle işbirliği yapıp, mutabakat sözleşmeleri imzalayıp, sosyal tesis yapılırmış gibi Cemevi yapmak ve yaptırmak Alevi toplumsal yapısına hiçbir fayda sağlamayacaktır. Tam tersine 25 Eylül 2021 tarihinde Isparta Cemevinin açılışında görüldüğü gibi Alevilerin vicdanında büyük yaralar açacaktır. Sevgiyle. Aşk ile.

EKLER:

Resimdeki yer Başakşehir, Hacı Bektaş Veli Cemevi! Mikrofonda konuşan Başakşehir Belediye Başkanı AKP’li Yasin KARTOĞLU, Sağında oturan ceketli İbrahim UÇAR ve solunda oturan beyaz gömlekli de bu Cemevi’nin Başkanı Cafer GEÇGÜL’dür. Egemen din anlayışına özenerek, asimilasyona en büyük hizmeti “içimizdeki bizler” veriyor…  İbrahim UÇAR,  2 Temmuz 1993 yılında Sivas Madımak Oteli katliamını yapan kimi katillerin Avukatlığını yapmış olan AKP’li Av. Mevlüt UYSAL’ın Belediye Başkanlığı döneminde danışmanlığını yapan biridir. UÇAR, aynı zamanda günümüzde Alevi Dernekler Federasyonu (ADFE) yöneticisidir.
Resimdeki yer de Başakşehir, Hacı Bektaş Veli ve kültür evi! (5 Ağustos 2021) Muharrem ayı 7. Gün iftar veriyorlar. Bu Cemevi’nin Başkanı Cafer GEÇGÜL, Başakşehir belediye başkanı Yasin KARTOĞLU’na Kılıç hediye ediyor… Belki farkındayız ya da farkında değiliz, ağacı çürüten kendi özündeki kurdudur. Aleviler üzerindeki 100 yıllık asimilasyona ve Zorunlu Din Dersleri de dâhil günümüzdeki kuşatmaya dur demez isek yarınlarımız bugünkünden daha derin bir çıkmaza girecektir.
25 Eylül 2021 tarihinde Isparta Cemevi’nin açılışında, PSAKD Genel Başkanı Gani KAPLAN kürsüde konuşma yapar iken, Isparta belediye Başkanı Şükrü BAŞDEĞİRMEN’in Gani KAPLAN’ın üstüne yürümesi ve  “bu Cemevini ben yaptım” diyerek çıkış yapması ve Isparta Cemevi Başkanı’nın da Belediye Başkanı’nı onaylaması, Belediyeler ve kimi Alevi kurumlarının ilişkisi tamamen gün yüzüne çıkmış oldu. Son Isparta vakasından da anlaşılacağı üzere, devletin belediyeler eliyle Cemevleri yaptırmasının hiçte boşuna olmadığı çok net bir şekilde anlaşılmaktadır.
25 Eylül 2021 tarihinde Isparta cemevi açılışında, AKP belediye başkanı Şükrü BAŞDEĞİRMEN’in PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan’ın konuşmasına müdahale ettikten sonra, AABK yol erkân kurulu Başkanı Cafer Kaplan Dede, hiçbir şey olmamış ve yaşanmamış gibi AABK Eş Başkanı Hüseyin MAT’ın deyimiyle “protokol” ile birlikte kurdele kesiyor yani cemevi açılışını hep birlikte yapıyorlar.   Alevi kurumlarını, Cemevlerini, Yol’u ve Erkânı erke bulaştıranlar kendilerini sorgulayıp özeleştiri yapmak zorundadırlar.

KAYNAKLAR:

1-            https://www.cafrande.org/suleyman-demirel-cem-vakfini-izzettin-dogana-devlet-kurdurttu/

2-            https://alevinet12.com/guncel-haberler/demirel-cem-vakfini-biz-kurdurttuk/

3-            İzzettin Doğan’dan ”Cem Vakfı bir Devlet Projesidir” İtirafı – www.AleviHaber.COM

4-            https://www.youtube.com/watch?v=4DS1ke-S4b8

5-            https://www.facebook.com/cantv.tv/videos/292847468995481

6-            https://www.pirha.net/diyaneti-elestiren-kaplana-akpli-belediye-baskanindan-hadsiz-mudahale-

7-            https://www.pirha.net/diyaneti-elestiren…/25/09/2021/

8-            https://www.karsimahalle.org/2021/09/30/cemevi-baskani-erdogan-akpli-belediyenin-oyun-ortagi-adfe

9-            https://yeniyasamgazetesi2.com/cemevi-acilis-torenleri/

10-         https://www.pirha.net/alevi-hareketi…/05/10/2021/…

11-         https://alevinet12.com/yazarlar/mehmet-kabadayi/asimilasyon-bir-devlet-politikasidir/

12-         https://alevinet12.com/yazarlar/mehmet-kabadayi/laik-ve-esitlikci-egitim/

13-         https://alevinet12.com/yazarlar/mehmet-kabadayi/esit-yurttaslik/

14-         https://alevinet12.com/yazarlar/mehmet-kabadayi/laiklik-ve-esit-yurttaslik/

15-         https://alevinet12.com/yazarlar/mehmet-kabadayi/gec-kalmis-bir-yazi/