Laik Ve Eşitlikçi Eğitim

 “Niçin okuyoruz, dünya ve yaşam ufkumuzu genişletmek, doğayı, insanları iyi tanımak akla ve erdeme uygun yaşamak için değil mi?  MONTAİGNE.

5 Şubat 1937 tarihinde Anayasada yapılan bir değişikle, laiklik ilkesi Anayasada yer almıştır. 1937 yılında yapılan değişikliği içeren laiklik kapsamında, 1924 Anayasasının 2. Maddesi ile 1961 ve 1982 Anayasalarının 2. Maddesi ve de 1982 Anayasa’sının 24. Maddesi din ve vicdan özgürlüğünü güvence altına almıştır. Anayasa – Madde 24. “Herkes vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir” diyor. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (1982 Anayasası) Madde 2. Türkiye Cumhuriyeti, “demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devlettir” diyor ve Madde 2’de laiklik tanımlanıyor ve şöyle deniliyor: Laiklik din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması demektir. Bu ayrılık ilkesinin anlamı; dinin devlet işlerine, devletin de din işlerine karışmaması demektir. Bu ayrılık ilkesi gereği devletin din, inanç ve kültürler karşısında tarafsız olması gibi bir yükümlülüğü vardır.

Peki, ülkemizde 90 yıldır uygulama yani pratik böyle midir? Tabii ki, hayır!  Ta başından beri  (1924)  “İslam din hizmeti” (sadece bir mezhebi dikkate alacak şekilde)  kamu hizmeti olarak kabul görmüştür. Nasıl mı? Diyanet İşleri Başkanlığı, 03 Mart 1924 tarihinde 429 Sayılı Kanunla Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığına bağlı bir teşkilat olarak kurulmuş. Diyanet’le din devletin kontrolüne alınmış, tekçi anlayış bu kurum eliyle topluma dayatılmış. Diyanet İşleri Başkanlığı kurulduğundan bu yana (bu kuruma zaman zaman 3-5-7 Bakanlığın bütçesinden daha fazla bütçe sağlanmış) her zaman devlet tarafından finanse edilmiş, bizlerden, yani tüm yurttaşlardan alınan vergilerle DİB finanse edilmektedir. Diyanet İşleri bu haliyle laikliğe aykırı bir kurumdur ve de bir asimilasyon kurumudur bu nedenle kaldırılmalıdır!

Fransızca sözlük laikliği şöyle tanımlıyor: “Sivil toplumun ve din toplumunun ayrılması ilkesidir ve de Laik devlet hiçbir dinsel güç icra etmez ve hiçbir dinsel güçten yana olmaz. Kilise hiçbir siyasal güç icra etmez” diyor! Laik eğitim nedir? Laik eğitim; dinden emir almayan düşünce ve davranış biçimidir. Okullarında hiçbir dinin ya da mezhebin kurallarının hangi isim adı altında olursa olsun zorunlu olarak öğrencilere öğretilmediği bir düzenin adı ancak laik eğitim olabilir. Laik eğitim; dogmatik değil, akılcı ve bilimsel eğitimdir. Öz olarak laik eğitim, bilimsel eğitimdir! Laik eğitim; demokratik düzenin “olmazsa olmazı” ise uygulanan bu eğitim sistemiyle demokratik bir toplumun inşası mümkün müdür?

Zorunlu din dersleri: İlkokuldan başlayarak, tüm eğitim kademelerinde toplumun din-inanç, dil ve kültür özelliklerinin farklılığı yok sayılarak tekçi-inkârcı eğitim esas alındı. 12 Eylül Darbesi’nden sonra, 1982 Anayasasıyla birlikte Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi adıyla din dersi zorunlu hale getirildi. Ayrıca zor ve zorunluluk kavramı zaten kendi içerisinde rızasızlık ve baskıyı barındıran sorunlu bir kavramdır. Devleti yönetenler, 40 yıldır uygulanan bu zorunlu din dersiyle de yetinmediler, 2012’de  “Kur’an-ı Kerim”, “Hz. Muhammed’in Hayatı” ve “Temel Dini Bilgiler” adıyla da bu dersleri seçmeli dersleri de müfredata ilave ettiler! Bu yönüyle günümüzde uygulanan müfredat programıyla sadece din dersleri değil mevcut bütün dersler dinselleştirilmiş oldu.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Anayasasında din ve vicdan özgürlüğü hakkını güvence altına alarak laik bir devlet olduğunu beyan etmiştir. Demokratik ve laik bir ülkede (rejimde)  zorunlu din dersi gibi bir ders olmaz! 40 yıla yakın bir süredir eğitim kurumlarında zorunlu olarak okutulmakta olan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi, başta laiklik olmak üzere insan haklarına ve çocuk haklarına aykırıdır. Bu anlamda din derslerinin mecburi olmaktan çıkarılıp, seçmeli olarak verilmesi ile ilgili uluslararası mahkemelerin verdiği kararlar vardır. Bu kararlar da din derslerinin bu şekliyle verilmesi bir insan hakları ihlalidir denilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bu karalar yokmuş gibi davranamaz ve çocukların ruhsal ve bütünsel gelişimini korumak zorundadır, bu anayasal bir haktır.

Devlet, yaşadığımız ülkenin çok kültürlü yapısı yani bu çok kültürlülüğün ve farklılığın kendi içerisinde bir değer olduğu, farklılıkların bir tehlike değil bir zenginlik olduğu hakikatini çocuklara tüm derslerde öğretilmelidir. Aynı zamanda İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinde yer bulan, eşit yurttaşlık hakkı olan nitelikli eğitime ve Ana dilde eğitime erişim bu ülkenin tüm çocuklarının hakkıdır. Bu nitelikli eğitime erişimi ve Ana dilde eğitimi (Ana dilde eğitim; evrensel bir haktır ve ana sütü kadar da helaldir) sağlamak ise laik-demokratik devletin en temel yükümlülükleri arasındadır. Bir de insan hakları gereğince her veli çocuğuna istediği eğitimi verme de ya da vermeme hakkına sahiptir.

Diğer bir önemli konu da laiklik yalnızca eğitim alanında geçerli bir ilke değildir. Laiklik, aynı zamanda bir düşünce, kültür ve yaşam biçimidir. Dolayısıyla her tür düşünce özgürlüğünü tüm yönetim, hukuk ve kültür konularını da kapsar. Klasik olarak laiklik, önce sivil toplumun dinsel toplum karşısında mutlak bağımsızlığını gerektirir. Laiklik; bir toplumda bireylerin her hangi bir inanca sahip olma ya da olmama konusunda tam özgür olmaları ve bu yüzden (yani belli bir inanca sahip oldukları ya da her hangi bir inancı paylaşmadıkları için) kamu yaşamının hiçbir alanında, işyerinde, bankada, hastanede, parkta, sokakta, ne olumlu, ne de olumsuz yön de hiçbir farklı işlemle karşılaşmamaları, eşit hak ve yükümlülüklere sahip olmaları gerekiyor. Laiklik ilkesi gereği de bireyler tam olarak özgürdürler. İnançları ve inançsızlıkları ve de hangi inanca inanacakları ya da inanmayacakları yalnızca kendilerine kalmıştır.

Sonuç: Her şeyden önce eğitimin laikleştirilmesi ve eşitlendirilmesi gerekir. Zira laik ve eşit eğitim olmazsa, ülkede demokrasi ve barış olmaz! Bu anlamda laik ve eşit eğitim demokrasinin, barışın çimentosudur ve de demokratik bir toplum olmanın ön koşuludur. Sevgiyle. Aşk ile.