Roboski İçin Adalet Herkes İçin Adalet

Bir Aralık ayına kaç katliam sığar. Saymaya utanır olduk.19 Aralık , Maraş, Roboski, Deniz Poyraz…Hepsi ayrı ayrı yazı konusu.

Bugün Roboski’yi bir kere daha anımsatmak istiyorum. Anımsayalim ki ; On yıldır olmayan adalet oluşsun, On yıldır sorulamayan hesap sorulsun. 28 Aralık 2011 günü Şırnak İli Uludere İlçesi Roboski Köyü sınır hattında Türkiye’ye ait F-16’lar tarafından yapılan bombalama sonucunda çoğu çocuk 34 sivil katledildi. Katliam duyulur duyulmaz insan hakları savunucuları olay yerine gitti ve kitle örgütleri ile birlikte araştırma ve inceleme yaparak Roboski Katliamı raporunu hazırladı. Bu rapor 3 Ocak 2012 günü Ankara’da kamuoyunun ve yetkililerin dikkatine sunuldu.

Katliamın üzerinden 10 yıl geçti. Uludere Cumhuriyet Savcılığı tarafından başlatılan ve Diyarbakır Savcılığı’na nakledilen soruşturma dosyası görevsizlik kararı verilerek Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı’na gönderildi ve 2014 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilerek dosya kapatıldı. Roboski katliamında yaşamını yitirenlerin yakınları ve katliamda yaralananlar tarafından bu karara yapılan itiraz da reddedilince dosya Anayasa Mahkemesi’ne taşındı. Ancak bu adalet taleplerine Anayasa Mahkemesi de 24 Şubat 2015 tarihinde eksik evrak gerekçesi ile ret kararı verdi. 22 Ağustos 2016 tarihinde 281 bireysel başvuru ile katliam bu kere Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşındı.

Ancak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de başvuruların yaşam hakkı ihlaline, dahası bir katliama ilişkin olduğunu göz ardı ederek, Anayasa Mahkemesine kimi belgelerin geç sunulmuş olmasını gerekçe yaparak başvurular hakkında 2018 Mayıs’ında kabul edilemezlik kararı verdi. Böylece, bir katliamın üzeri hem de el birliği yapılarak, cezasızlık zırhıyla örtüldü. Ancak aileler ve insan hakları savunucularının yeni başvurularla adalet arayışı devam etmektedir. Her zaman , her koşulda ”ROBOSKİ İÇİN ADALET HERKES İÇİN ADALET” demeye devam etmeliyiz.

Roboski katliamı ile ilgili söylenecek çok şey vardır. Ancak tartışılmayacak konular da vardır. Roboski’de yapılan bir katliamdır. Dolayısıyla insanlığa karşı suç işlenmiştir. Cezasızlık politikasına rağmen sorumlular er ya da geç ortaya çıkarılmalı ve yargı önünde hesap vermelidir. Hakikat ve adalet isteğimiz, Roboski ve tüm insanlığa karşı işlenen suçlar için ortak talebimiz olmalıdır Roboski katliamının üzerinden tam 10 yıl geçti Yaşamlarını yitiren CAN’lar ne dediler biliyor musunuz ; Ben Salih Encü’yüm ; Ah anam! Daha nasıl anlatayım sana, sınırın yollarından başka yol bırakılmadığını bizlere? Ömrümün sonuna kadar dizinin dibinde mesut olurdum, dünyanın onca gamı olmasa… Ben Seyithan Enç’im Dağları delemedik, göğsümüzü deldi kara gülleler. Ferhat’la Mecnun’a haber salın. Bir genç, sevdiğinin sesini duyabilmek için öldürüldü. Biliyor musunuz ölümün de kanatları var, sevgilinin kanatları gibi. Ben Muhammed Encü’yüm Ey beni bombalarla yakıp hayallerimi üzerime kefen yapan! Bilesin, “En az benimki kadar annemin de ahı tutar sana/ Burnumdan getirdiğin süt onun sonuçta”… Ben Cihan Encü’yüm Ben de düştüm yükü umut, kaderi ölüm olan bu kervanın ardına… Kimi okumak, kimi avlanmak, kimi ibadet için uykusunu feda eder. Bizi bu karda kışta uykumuzdan … Ben Selman Encü’yüm “Her el insanlığın mutluluğuna ya da sefaletine bir şey katar” demiş adamın biri, pilotun düğmeye basan eli sefaletimizi felakete çevirdi… Ben Mehmed Ali Tosun’um Nevzat, Şêrvan ve Osman’ın ardına düşüp “kaçağa” yani son yolculuğuma çıktım. Eğer soracak olursanız bana “Ne anladın bu hayattan” diye, size derim ki: “Acıdır ecel şerbeti … Ben Erkan Encü’yüm Dönüş yolunda ölüm taşıyan gülleler yağdı tepemize. Annemden dinlediğim bir hikayede geçiyordu, ebabil kuşları da böyle ölüm yağdırmışlardı zalimlerin başına. Ama biz masumduk, dinlemediler… Ben Nadir Alma’yım Gecenin kanatlarına sığındık, nafile, geceye döndü gün gibi hayatımız… Yorgunluk ve yoksullukla ayakta duran gövdem, cemre gibi düştü toprağa… O gece “otuz dört” yıldız kaydı gökten Ben Osman Kaplan’ım Sanırım kimse benim yeni bir elbise giydiğime şahit olmamıştır. Anlayacağınız çok yoksuldum, hem de çok. O gece üzerimize yağan bombalar ailemi bir kat daha yoksul yaptı. Ben Özcan Uysal’ım 19’una basamamak, maça gidememek, eve geç gelememek, âşık olamamak, üzülüp sevinememek ne garip şey anne. Ben Zeydan Encü’yüm “Otuz dördün her biri” bir başka acı ile öldü o gece. Ecel otuz dört çeşidini serdi ölüm tarlasına… Herkes umduğu ölümü değil bulduğu ölümü tatmak zorunda. Ben Orhan Encü’yüm Kaç zamandır bir bilgisayar istiyordum babamdan, o da yoksulluk mevsimi çıkınca alacağı sözünü veriyordu. Gel gör ki bitmek bilmiyordu bu mevsim, kara kışlardan daha uzun sürüyordu. Ben Vedat Encü’yüm Sadece matematiği değil hayatı da çözüyordum her bir soruda. Kürtçe düşünüp Türkçe konuşmak ve yazmak zor oluyordu ama matematik sorularını her dilden çözebilirdin. Ben Fadıl Encü’yüm Ben “otuz dördün biri”yim; beşbin ikiyüz otuz üç numaralı kanuna göre “terörle mücadeleden doğan zarar”dan sayıldık biz… ‘Ölümün eski hüznünü kaybettiği asırda’ öldük, istatistik olarak geçtik “resmî” kayıtlara… Ben Şêrvan Encü’yüm Yerin beyaz göğün kara olduğu o gece hepimizin türküsünü on ikiden vurdular! Kimimiz yanarak can verdi kimimiz donarak! Her birimizin düşleri vardı, gelinlik kız gibi sakladığımız düşlerimizi tuzla buz ettiler… Ben Şerafettin Encü’yüm Benim hikayem de böyle bilinsin. Domdom kurşunu değil koca bombalar bedenimdeki… Yine teke tekte yenilmedik, yine haindi pusu. Şair yazarsa bir daha, aynen böyle yazsın! Ben Şivan Encü’yüm Ben Şivan Encü’yüm, ömrünün ilk baharında fırtınaya tutulmuş “otuz dördün” biriyim… Şivan Perwer’in “Helepçe”sinde bir “ax hawar! hawar! hawar!” var ya; o benim işte… Ben Savaş Encü’yüm ‘Ölümün bizi nerede beklediğini bilemeyiz’ derdi Hüsnü ağabeyim, itiraf etmeliyim ki hazırlıksız yakalandık! Hiçbirimizin aklına gelmezdi bu kar-boran-fırtınada paramparça olup yanarak can vereceğimiz… Ben Karker Encü’yüm Annem Karker, kimliğim Selahattin dese de aslında ben 34’den biriyim. Katledilen ve cenazesi en son kaldırılanım. Özlemlerimi soğuk toprağın bağrına gömen ve katırıyla ölenlerdenim. Ben Nevzat Encü’yüm Çok sürmedi, beni de “on ikiden” vurdu “kahraman” pilot! Ben de yedim o demir kanatlı kuşun o lanet meyvesinden, yedi kat gök delindi feryadımdan, yedi kez “oleyy!” dedi pilot ve arkadaşları, yedi parçasını bulabildiler vücudumun… Ben Mahsun Encü’yüm Sınırları zorlayan bizim ekmek davamız iken aynı kaderi paylaştığımız katırların o çıldırtan çalışkanlığına dalıp bir kaçağı daha bitirmek üzereydik belki. Sersemleten o F16 seslerini duyana kadar. Ben Bilal Encü’yüm O katran karası gecede ben de otuz dördün biriydim. Her birimiz elimizde katırımızın yuları, aklımızda hayaller, karanlığın kalbine yürüyorduk… Ben Hüsnü Encü’yüm Size nasıl anlatsam hikâyemi? Yoksulluğun kol gezdiği bu diyarda ”kaçak” olmanın aslında ekmek kavgası olduğunu mu anlatsam? Sekiz yıl süren çocuk özlemimi dindirecekken daha annesinin karnında yetim olan çocuğumu mu yoksa? Ben Hamza Encü’yüm Tepemize düşen ilk bombanın ateşi Roboskî’nin kıyameti oldu. Ömür tesbihimin ipi koptu. Her bir yaşım bir tespih tanesi gibi savruldu Roboskî’nin kayalarına… Ben Aslan Encü’yüm Abim, 10 kardeşe bakmak için gittiği kaçakta bacağını bırakmıştı şimdi bana mezar olan bu toprağa. Sıra bana gelmiş abimin yerine ben düşmüştüm bu yola. Ben Selam Encü’yüm Yoldayken 40 lira için beni bu karda kışta kıyamette, kelle koltukta bu sefere çıkaran düzene her nefesimde lanet ettim. Bu ilk kaçağımdı, sonum oldu! Ben Adem Ant’ım Yaşı küçük bir akrabam gidecekti kaçağa, onu yalnız bırakmamak için gitmek zorundaydım, gittim… Belki bu son kaçaktan kazanacağım parayla Garibe’me bir çift küpe alacaktım… Ben Yüksel Ürek’im Üzerime bomba yağdıran pilot kimdi, ben yaşta çocuğu var mıydı, kendi çocuğunu benim yerime koydu mu çok merak ediyorum; sahi, bir baba bir çocuğu bombalayabilir mi? Ben Bedran Encü’yüm Birden göğün aydınlandığına şahit olduk. Biz bu durumu hayra yoralım dedik. Gülümseyen ay ışıgı beklerken, bomba yağdı gökyüzünden. Ben Salih Ürek’im Sorgusuz sualsiz bir gece ansızın üzerime yağdırdıkları devletin teknoloji harikası o kocaman bomba Ben Cemal Encü’yüm O gün içime doğdu sanki sınıftaki sıramın üstüne ölüm yılımı 2012 diye yazdım, zamanı az farkla ıskalamışım, kusuruma bakmayın… Ben Hüseyin Encü’yüm Anneme hep ‘Senin sözünü dinleyen bir gelin getireceğim’ diyordum. Affetsin. Bırakmadılar. Bir dağ sırtında bombalarla bedenimi parçaladılar. Ben Celal Encü’yüm Sizin hiç tebessümünüz çalındı mı? Benimkini çaldılar!Şimdi burada tebessümlerimin hırsızı, umutlarımın cellâdı olanlar hesap versin diye gözlerim açık bekliyorum. Ben Serhat Encü’yüm Ben “kaçak”tan dönünceye kadar uyku girmezdi gözlerine annemin; dua ederdi “güvercinime bir şey olmasın” diye… Onu uyumamış görünce teselli ederdim, “Bir şey olmaz anne, korkma!… Şimdi daha iyi anlıyoruz değil mi ?

ROBOSKİ İÇİN ADALET HERKES İÇİN ADALET