Savaş Tamtamlarına Hayır…

Dün gece jet hızıyla kabul edilen tezkere sonrasında yine tartışmalar başladı.
Savaş tamtamlarının çalınması ,yeni harekatlarla ilgili kararların alınması da an meselesi çünkü her konudan tek kişi sorumlu.
Kendi ve çevresinin çıkarı için memlekete yapmayacağı kötülük yok.
Geçmiş yıllar sayısız örneklerle dolu.
Oysa halklar barış istiyor.
Savaşın ne demek olduğunu çok iyi biliyor ama yine de bir kaç cümleyle savaşın ne olduğunu özetlemeye çalışayım.
Milyonlarca insan savaşlarda öldü , yaralandı.
Bu yazının yazıldığı veya sizler tarafından okunduğu an bile kim bilir ne canlar gitti.
Biliyor muyuz? Tabi ki hayır Savaşlar ; daha öncede, son dönemlerde de ekonomik çıkarlar için çıkarılıyor.
Yeni bir sömürgecilik gelişiyor. Vahşi emperyalizm kendisine yeni pazarlar arıyor.
Yeni pazarlar için daha çok savaş daha çok ölüm gerekiyor.
Savaşlarda en çok zarar görenler; Bebekler ,çocuklar, yaşlılar. Kaç bebek, kaç çocuk patlayan bombalarla yaşamından koparıldı.
En güzel yaşlarında kaç kadın kaçırıldı.
Kaç kadın pazarlarda satıldı.
Bilmiyoruz sayısını ama korkunç bir gerçek ve yüreğimiz yanıyor.
Savaş mutluluk vermez .
Ülkeleri, şehirleri, evleri ,insanları ;yıkar, yakar. Hem bugünü hem yarını karanlıklar içinde bırakır.
Ekonomik kayıplar yaşatır. Doğal ve tarihi yapılar da yok olur. Savaşların kazananı da yoktur ama kaybedeni tüm insanlıktır.
Öyleyse çevremizde çalan ya da çalınacak olan savaş tamtamlarına karşı çıkalım. Tezkereyle yetki alınsa bile halkların mücadelesi ve karşı çıkması önemlidir. Çünkü bizleri bekleyen aydınlık bir gelecek vardır.
Bu nedenle her zaman her yerde BARIŞ şiirleri okuyacağız.
Çocuğun gördüğü düştür barış. Ananın gördüğü düştür barış. Ağaçlar altında söylenen sevda sözleridir barış. Akşam alacasında, gözlerinde ferah bir gülümseyişle döner ya baba elinde yemiş dolu bir sepet; ve serinlesin diye su, pencere önüne konmuş toprak bir testi gibi ter damlalarıyla alnında… barış budur işte. Evrenin yüzündeki yara izleri kapandığı zaman, ağaçlar dikildiğinde top mermilerinin açtığı çukurlara, yangının eritip tükettiği yüreklerde ilk tomurcukları belirdiği zaman umudun, ölüler rahatça uyuyabildiklerinde, kaygı duymaksızın artık, boşa akmadığını bilerek kanlarının, barış budur işte. Barış sıcak yemeklerden tüten kokudur akşamda yüreği korkuyla ürpertmediğinde sokaktaki ani fren sesi ve çalınan kapı, arkadaşlar demek olduğunda sadece. Barış, açılan bir pencerden, ne zaman olursa olsun gökyüzünün dolmasıdır içeriye. Bir tas sıcak süttür barış ve uyanan bir çocuğun gözlerinin önüne tutulan kitaptır. Başaklar uzanıp, ‘ışık! ışık! ‘ diye fısıldarken birbirlerine! Işık taşarken ufkun yalağından. Barış budur işte. Kitaplık yapıldığı zaman hapishaneler geceleyin kapı kapı dolaştığı zaman bir türkü ve dolunay, taptaze yüzünü gösterdiği zaman bir bulutun arkasından cumartesi akşamı berberden pırıl pırıl çıkan bir işçi gibi; barış budur işte. Geçen her gün yitirilmiş bir gün değil de bir kök olduğu zaman gecede sevincin yapraklarını canlandırmaya. Geçen her gün kazanılmış bir gün olduğu zaman dürüst bir insanın deliksiz uykusunun ardısıra. Ve sonunda hissettiğimiz zaman yeniden zamanın tüm köşe bucağındaki acıları kovmak için ışıktan çizmelerini çektiğini güneşin. Barış budur işte. Barış ışın demetleridir yaz tarlalarında, iyilik alfabesidir o, dizelerinde şafağın. Herkesin ‘kardeşim’ demesidir birbirine, ‘yarın yeni bir dünya kuracağız’ demesidir; ve kurmamızdır bu dünyayı türkülerle. Barış budur işte. Ölüm çok az yer tuttuğu gün yüreklerde, mutluluğu gösterdiğinde güven dolu parmağı yolların, şair ve proleter eşitlikle çekebildiği gün içlerine büyük karanfilini alacakaranlığın… barış budur işte. Barış sımsıkı kenetlenmiş elleridir insanların sıcacık bir ekmektir o, masası üstünde dünyanın. Barış, bir annenin gülümseyişinden başka bir şey değildir. Ve toprakta derin izler açan sabanların tek bir sözcüktür yazdıkları: Barış. Ve bir tren ilerler geleceğe doğru kayarak benim dizelerimin rayları üzerinden buğdayla ve güllerle yüklü bir tren. Bu tren barıştır işte. Kardeşler, barış içinde ancak derin derin soluk alır evren. Tüm evren, taşıyarak tüm düşlerini. Kardeşler, uzatın ellerinizi. Barış budur işte.