Barışı, halkların direnişi getirecek…

Türkiye’nin acil barışa ihtiyacı var. İstisnasız tüm kesimler, sosyal ve siyasal çevreler akan kanın durması için çağrılar yapmaktadır. Herkes kendi penceresinden barışı ifade etmeye çalışarak, süreci kendi lehinde bir siyasal kazanım olarak yazmak istemektedir. Fakat barış kimsenin siyasi egemenlik alanı değildir. Halkların birlikte eşit ve özgür yaşama biçiminin kendisidir. Birinin hakimiyeti, diğerinin inkarı üzerinde barış sağlanamaz. Birilerinin ortadan kaldırılması ve yok edilmesi barış değildir. Bunun adı inkar ve imhadır. Savaştır.

İnkâr ve imhada direten devlettir, hükümettir.  Bunun karşısında halkın direnişi barış direnişidir. Barışın sağlanması, eşit ve özgür bir ortamın yaratılması, herkesin kendisini, kendisi olarak ifade edebileceği bir demokrasinin kurulması için halklar büyük fedakârlıklar göstermektedir. Fedakârlık bugün Cizre halkının şahsında kendisini ortaya koymaktadır.

Cizre’deki direniş Türkiye’deki tüm ezilen kesimlerin yükünü yüklenmiştir. Kurulmak istenen diktatörlüğe karşı kadını, yaşlısı, genci, çocuğu kendisini siper etmiştir. Nasıl ki 1990’lı yılların Cizre’si Kürt Özgürlük Hareketi’nde yeni bir süreç başlatmış ise bugünkü duruşuyla da yeni bir dönmenin başlangıcını ortaya koymuştur.

BM, AB gibi kuruluşlar başta olmak üzere uluslararası kamuoyunun dikkatini bir kez daha Kürdistan’a ve özgürlük mücadelesine çekmiştir. Yaratılmak istenen özgürlükçü demokratik birlikte yaşama kültürüne karşı devlet ve hükümetin katliamcı yüzünü teşhir etmiştir. Türkiye içerisinde değişik kesimlerden ezilenler, bir araya gelerek demokrasi cephesinin güçlenmesinde rol almıştır.

Cizre göstermiştir ki saldırılar, katliamlar ne kadar büyük olursa olsun direniş de o kadar derin ve fedakarlıklarla doludur. NATO’nun ikinci büyük ordusuna karşı bir avuç genç halkıyla birlikte nasıl direneceğini göstermiştir.

Bilinmelidir ki artık savaşla Kürt meselesinin çözülmesi mümkün değildir. Direnen Kürt halk gerçekliği kendi barışını da getirecek güçte olduğunu göstermiştir. Barış ancak eşit demokratik ve özgürlükçü bir anayasa etrafında toplanabilme iradesine bağlıdır. Halkların, demokratik haklarının tanınmadığı hiçbir yaklaşım barışı getiremez. Türkiye’de Kürtlerin Alevilerin kadınların kısacası tüm ezilen kesimlerin sorunlarını çözmeyi hedef alan bir anayasa olmadan barış sağlanamaz. Ve yapılan tüm çabalar ateşkesin ötesine geçemez. Ateşkesin sağlanması silahların susması barışa denk gelen bir durum değildir. İlk başlangıcı ifade edebilir…

Barış, savaşa sebep olan sorunların ortadan kaldırılacak düzenlemelerin yapılacağı iradenin ortaya koyulması ile olacaktır. Türkiye’deki içselleşmiş faşizan yaklaşımlarla hala Kürt meselesini, demokratikleşme ve özgürleşmesi meselesinin “terör meselesi” olarak yansıtılması; sorunun ağırlaşarak devam etmesi ve iç savaşın derinleştirilmesi manasına gelmektedir. Türkiye’deki ilkel gerici faşist unsurların harekete geçmesi “demokratik tepki” biçiminde yansıtılması faşizmin kendisidir. Hiçbir gerekçe faşizmi ırkçı milliyetçi faşistleri tolere etme gerekçesi yapılamaz.

İnsanlığa karşı işlenmiş olan suçlar hiçbir gerekçeyle örtülemez. Koçgiri, Dersim, Zilan, Ağrı, Maraş, Sivas, Roboski, Suruç katliamlarını meşru gösterecek bir yaklaşım içerisinde olamaz. Onun içindir ki kimi kurum ve kuruluşların başkanlık uğruna başlatılmış katliamların arkasına sığınarak ‘terörü lanetlemek’ kisvesi altında Kürt, Alevi sol-sosyalist kesimlere karşı düşmanlığı kin ve nefreti örgütleyemez. Gazete basanlar, siyasal parti binaları yakanlar, insanların kimliğinden dolayı sokakta ava çıkanlar hangi demokratik yaklaşımın temsilcileri olabilirler! Hangi demokrasinin savunucusudurlar! Bunun içindir ki bu tür örgütlenmeler ve örgütleyenler demokratik bir etkinliğin savunucuları değil, bizzat savaşın ve imhanın tarafındadır.

Onun içindir ki; biz Alevilerin yaklaşımı özgürlük ve demokrasi cephesinde olmaktır. Cizre’de direnen halkın acısına ortak olmaktan yanadır. Tüm kurum ve kuruluşlarımız bu hassasiyet içerisinde soruna bakmaktadır. Kürt düşmanlığı üzerinden faşizmi kalıcılaştırmak, diktatörlüğü yeni bir dizayna kavuşturma çabaları içerisinde olanlara karşı mazlumların cephesindedir. Farklılıkların bir güç olduğu HDP şahsında ortaya çıkmıştı. Bugün bu farlılıkların kendisini iktidara taşıdığı kalıcı bir barışı yaratacağı bir sürece girilmiştir. 1 Kasım bunun adı olacaktır…