“Komünizm” gerekiyorsa onu da devlet getirir!

[responsivevoice_button voice=”Turkish Female” buttontext=”SESLİ DİNLEMEK İÇİN TIKLAYIN”]

Nazım Hikmet’i kovan,
Mustafa Suphi’yi boğan
Sait Kırmızıtoprak’ı katleden devlet
Gel zaman, git zaman “komünist” sevici oldu.

Eskiden Kamer Genç vardı. Severdim. Denk geldiğimizde atışırdık. Espirili adamdı. Her taşın altından çıkardı. Darbecilere „kafa tutar“ elinde fenerle gezerdi. Fakir bir Dersimli ailenin acıklı hikayesinden fışkırmış gibiydi. Deliydi. Arada çiçek sulamışlığı da vardı. Olsun, bence tek insani tarafıda oydu.

Dersim’de onu tanımayan, işi düşüpte çözemediği hiç kimse yoktu. Kimisi iş ister, kimisi tayin, kimisi mahkeme, kimisi de bağ bahçe meselesini çözmek için Kamer’e giderdi. Öyle ki; zorda kalmış devrimcilerin, yurtseverlerin, koministlerin yurtdışına kaçmalarına bile yardımcı olmuştu.

Çok insandı… Çok…

Bu insaniyetinin kaynağında 12 Eylül darbesi vardı. Darbecilerin aldıkların karşılığında dağıttıklarının paylaşımını Dersim’de Kamer’e havale etmişti. Kimliği 3K ile özdeş hale gelmiş merkezlerden biri de Dersim’di. Bu kimliğin devlet ile bütünleşmesini sağlayacak aracılara ihtiyaç vardı. Kamerler biçilmiş kaftandı. Her Dersimli gibi çok acılar içinden sıyrılıp gelmişlerdi. Ve Kamer mecliste 12 Eylül anayasasına  “hayır” diyecek 6 kişiden biriydi. Memlekete “kahraman“ lazımdı. Dersim’e kahraman lazımdı… Yüreğine su serpecek adam lazımdı…

Lazım olanı devlet yarattı. Soner Yalçın Kamer’i övdüğü yazısında notlamıştı „Darbenin gölgesindeki Danışma Meclisi’ndeki karşı çıkışları özellikle beş cuntacı generalden Nurettin Ersin’in tepkisini çekti. Danışma Meclisi’nden çıkartılması için üç defa Milli Güvenlik Konseyi’ne önerge getirdi. Danışma Meclisi’nden atamadılar“ (31 01 2016- Odatv)

Genceçik çocuklar, yaşları büyütülerek idam edilirken, atılamayacak kadar ağırlığı vardı.

Kısacası atılamayacak kadar devletindi.

Devlet, yarattığını sevdirerek Dersim’in 5 bin çocuğunu imam hatiplere götürdü. Kamer gidenleri tek tek öptü. Meclisin de meşruiyet karnesinde fakir bir Alevi Kürt çocuğu olarak zikredildi.

Bu devlet “Memlekete komünizm gerekiyorsa ve komünizm yararlı bir şeyse onu da biz getiririz, size ne oluyor” (Nevzat Tandoğan) diyen bir kafanın ürünüydü. 12 Eylülcülerin istediği, yaratığı muhalif tiplerden biride Kamer Genç idi.

Yaratıcılarına sadakat içinde öldü….

Ne Kürt ne Alevi…

Ne Solcu, ne sağcı…

Hak ile hakkikat taksiratını affetsin…

Boşalan yerine Hüseyin Aygün talip oldu. Fena bir aday değildi. Beceremedi. Halen büyük lafların arkasındaki hiçlikte dolanıyor. Ben buradayım beni görün diyor, diyor demesine ama reisin yandaşları “Komünisti” sevdi.

Miras kavgasında ilk sıraya oturdu. Nede olsa Kamerin solunun solunda olmakla yetinmedi, kuralı, çekilişli, hediyeli “Komünist” oldu. Bal, kaymak, fasulye nohut oldu. Hem kalbe hem mideye ehemiyetli bir dokunuşla “resmimiz” oldu.

Yetmedi, yandaş medyadan alınmış patantiyle marka oldu. “Komünist Başkan”

Biz bu oynu çok sevdik.

Yalanın, talanın ve katliamın gölgesinde demokrasicilik oynayan partilerin hikayesinden beslendik.

Deniz‘i, Mahir‘i, İbo’yu, Mazlum‘u salona sokup biz halay çekerken bir baktık ki kendisine “Tük Solu” diyen dergilerin kapağına malzeme olmuşuz.

Yılların fedakarlıkla örülmüş sosyalist mücadelenin kazanımlarının böylesine pervasızca harcanmasına bizler ses çıkarmadıkça, değerlerimizin hızla talan edildiğini gördük.

Emperyalistlerin sosyalizmin toplum üstündeki etkilerini minimize etmek için gündemine aldığı „sosyal devlet projeleri“,  „komünizm“ diye yeniden üretilerek pazara sürüldü. Maksist bakış açısının içi boşaltırılmaya çalışılarak, emperyalistlerin açtığı alan ve popüler siyasetin imkanlarıyla saldırılar yeni bir boyut kazandı.

Devleti şirket olarak algılayan zihniyetin egemen olduğu bir ülkede, sosyalizm adına şirketleşme mantığının bizdeki resmi, AKP’nin atadığı kayuma elinde bal sepeti ile poz veren „kominist“ başkan olu verdi.

Bu durum leş pazarında „kapital“ olan bir mantığın derinliğinden olsa gerek. Devletin derinliklerinden beslenip „terör“ örgütleriyle ilişkisi olmayan bir temizlikte kendisini ifade etmekte.

Sömürgeci devletin politikalarını meşru gösteren yaklaşımı, sol söylemlerle sunmak suretiyle toplumsal tepkiyi kendisinde barajlayan tavırı „dost“ diye algılamak, okumak mümkün değildir. Komünist değerlerin pazarda meta haline getirilmesinin dışında ahlaki duruş biçimini de dejenere eden yaklaşımlarıda, toplumun içinde bulunduğuı durumla izaha kalkışmak işin başka bir boyutunu örgütlemektedir. Makarna, kömür ve nohut hikayesinin içinde, sol, sosyalist değerlerin telefuz edilmesi başkaca bir ayıptır.

Onun içindir ki; Dersim tabelası indirilmiş şehirde, seçimlerde „Tunceli-Dersim belediyesine“ adayım  açıklaması yapmanın rahatlığı içinde olabiliyor. AKP medyasının kollarında, dallarında sevgiyle haber ediliyor.

Radikal muhalefete karşı,”Komünist” başkanın söylediği şey “teröristlerle ilişkisi olmayan” alternatifler üretilmiş oluyor.