“Teröristler” ile aynı karede olmak

Zamanın ruhu kirlenmiş. Katillerin mutluluk çığırtkanlıkları arasında, dünyanın gözleri önünde Ortadoğu’da halklar katlediliyor. Yaşamı derinden hedef alan, zalimin çeteleri ve orduları ayrım yapmaksızın, kadın, erkek, genç, yaşlı ve çocuk demeden insanları öldürüyor.

Kürtleri öldürüyor.

Alevileri öldürüyor.

Süryanileri öldürüyor.

Ermenileri öldürüyor.

Arapları öldürüyor.

Kendinden olmayan herkesi ortağı IŞİD gibi öldürüyor… Aynı kafayla, aynı yerde öldürüyor…

Uluslararası anlaşmalarda yasak olan fosfor bombaları atıyor. Çocukların çığlıkları her yerde yankılanıyor “Yanıyorum”.

“Fosfor dumanının teneffüs edilmesi ciğerlerde ani yaralar oluşmasına ve teneffüs eden kişinin havasızlıktan boğulmasına neden oluyor. Sonraki aşamada insan vücudu içten dışa doğru yanıyor. Çoğu kez, beyaz fosforla yanan kişinin elbiselerinde fazla iz meydana gelmiyor ve yanma reaksiyonu vücut içinden cilde kadar sürüyor. Yanma reaksiyonu bir kez başladığında durdurulamıyor.”

Çocuklarımız yanıyor…

Siyasetçiler yakalanıp kurşuna diziliyor ve görüntüleri marifetmiş gibi sosyal medyada paylaşılıyor.

Esirlerin kafaları kesilip zafer çığlıkları arasında yayınlanıyor.

Uçakların, ölüm makinelerinin bombaladığı yerlerden yükselen dumanların alevi içimize yayılıyor.

Bizler de Hollywood filminden çıkmış kareler gibi bakıyoruz.

Zalime,

Ölüme,

Katliama,

Yurtsuzlaştırılmış milyonlara…

Soykırıma…

1915 Ermeni,

1921 Koçgiri,

1938 Dersim,

1940 Yahudi katliamına baktığımız gibi…

Maraş’ta, Çorum’da, Sivas’ta, Gazi’de, Gezi’de öldürüldüğümüz de, baktığımız gibi…

Utanmadan tarafımızı “tarafsızlık” olarak resmetmeye çalışıyoruz. Katilden korktuğumuzdan, katilin tarafı oluyoruz. Kerbela’da zalime meydan okuyan Hüseyin’in karşısında Küfeliler gibi duruyoruz. Bin yılların utancını içimize çekiyoruz. Yeniden, yeniden utancı örgütleyip, Hüseyinleri, Nesimileri, Mansurları, Pir Sultanları utandırıyoruz…

Korkunun arkasına sığınarak kendimizi, çocuklarımızın geleceğini utandırıyoruz.

Başları eğip, zulme davetiye ve güç veriyoruz.

Utanmadan birileri de kalkıp “teröristler ile aynı karede görünmek istemiyorum” diyecek kadar alçalıyor. Salih Müslüm’ün telekonferans sistemiyle katıldığı bir etkinlik için söylüyor bunu. Devrimci, demokratların gecesi için söylüyor…

Ender Balkır söylüyor, utanmazlık yapmakla kalmıyor, tarafını belirliyor. Ben öbürlerinin tarafıyım diyor.

Gerçek şu ki; bir cephe ezenlerden, diğer tarafsa ezilenlerden oluşuyor. Bu bildiğimiz sağcılar ve solcular biçiminde artık renk vermiyor.

Bu taraf ile öbür taraf var.

Ezenlerin, iktidarların milliyetçileri, dincileri, ırkçıları, solcuları, demokratları, komünistleri… var artık.

Sistem herkese tarafını belirlemesini dayatıyor. Savaşı kaderi olarak belirlemiş olan çeteler “ya benimsin ya da kara toprağın” edasıyla saldırıyor.

Neler yapacağını çekinmeden IŞİD’in propaganda yöntemleriyle yayıyor. Korkunun merkezine kendisini oturtuyor. “Yenilmezlik” üzerinden ahkam kesiyor. Korkularını, sindirdikleri, teslim aldıkları, kendisine payende yaptıkları üzerinden gideriyor.

Küfelilere oynuyor…

Hakikat ise bize, karınca hikayesindeki bir damla su yakınlığında duruyor.

“İbrahim peygamber, kral Nemrut’ a karşı gelmiş. Nemrut, güçlü ve acımasız bir kral olduğunu herkes görsün anlasın diye İbrahim‘ in ateşte yakılması emrini vermiş. Meydanda odunlardan büyük bir yığın yapıp odunları tutuşmuşlar. O kadar büyük bir alevmiş ki bulutlara kadar yükselmiş. Bütün hayvanlar ateşten korkmuş kaçmış. Nemrut’un askerleri İbrahim peygamber‘i mancınıkla ateşin tam orta yerine atacaklarmış.

Bu sırada, göklere kadar varan ateşe doğru bir karınca ağzında küçücük bir damla su ile telaşla gidiyormuş.  Başka bir karınca onun bu telaşını görüp sormuş: “ Acele ile nereye gidiyorsun?”

Telaşla yetişmeye çalışan karınca, ağzındaki bir damla suyu ellerinin arasına alıp cevap vermiş:

“Haberin yok mu? Nemrut, İbrahim peygamberi ateşe atacakmış.  Meydana ateşin olduğu yere su götürüyorum.”

Diğer karınca kahkahalarla gülerek demiş ki: “Senin yanan büyük ateşten haberin yok mu? Ateşe hiç bakmadın mı? Ne kadar büyük, senin bir damla suyun ateşe ne yapabilir ki?”

Bir damla su taşıyan karınca:

“Olsun, hiç olmazsa hangi taraftan olduğum anlaşılır” demiş.”

Bir damla suyu Ortadoğu’daki ateşi söndürmek için taşıyanlara aşk olsun…

Aşk ile…