Maraş Katliamı’na Öfke Duymak

    0
    292

    988449_595862017147407_746559387_nMUSTAFA KARASU

    Maraş Katliamı kesinlikle devlet içinden çeşitli çevrelerin hazırladığı planlı bir katliamdır. Kültürel soykırımcı devlet patentlidir. 1926 Şark Islaha Planında belirlenen Kürtleri ve Dersim’i kültürel soykırıma uğratma planının uygulanmasıdır. 1978 katliamıyla başlatılan Alevi Kürtlerin Maraş’tan kaçırtılması bugüne kadar sürdürülmüştür.

    Maraş Katliamının üzerinden 35 yıl geçti. Maraş Katliamından bu yana geçen 35 yıl katliamın amaçlarını ve sonuçlarını daha anlaşılır kılmaktadır.

    Maraş, Kürdistan’ın Türkiye sınırındaki Kürt şehridir. Nüfusun çoğunluğu Alevi Kürtlerden oluşuyordu. Alevi Kürtler 1970’li yıllarda devrimci demokratik güçlerin yanında demokrasi ve Özgürlük Mücadelesi içinde yer alırken, Apocular grup olarak da Kürdistan’ın her tarafında olduğu gibi Maraş’ta da hızla gelişiyordu. Maraş, devlete karşı muhalif güçlerin en temel direniş noktalarından biri haline gelmişti. 1970’li yılların devrimcileri de Nurhak dağlarında gerilla mücadelesi başlatmak istiyorlardı. Tüm bu gerçekler Maraş’ı hedef haline getirmişti. İşte bu ortamda Türk devleti temel gerilim alanlarından olan ve kolay provoke edilecek Alevilerle ilgili önyargıları harekete geçirmiştir. Bunun sonucu Maraş’ta Alevi Kürtlerin mahallelerine faşist çeteler saldırtılmıştır. Faşist sürüler kadın, çocuk, yaşlı demeden iki yüze yakın Kürt Alevi’yi katletmişlerdir. Hem de kafa kesme dahil her türlü yöntemle. Gerçekten Maraş’ta acımasızlık, gözü dönmüşlük hakim olmuştu.

    Tarihin en büyük Alevi katliamlarından biri Maraş’ta yaşanmıştır. Maraş’ın içi Kürtlerden temizlenmişti. Maraş gerçekten de kara Maraş oldu. Alevilerin yoğun yaşadığı yerler defalarca katliam girişimlerine sahne olmuş, 1993 yılında Sivas’ta 35 aydın, yazar, sanatçı ve Alevi diri diri yakılmıştı. Böylece Sivas’ın adı kanlı Sivas olmuştur.

    Devlet patentli soykırım
    Maraş Katliamı kesinlikle devlet içinden çeşitli çevrelerin hazırladığı planlı bir provokasyondur. Dolayısıyla planlı bir katliamdır. Kültürel soykırımcı devlet patentlidir. 1926 Şark Islaha Planında belirlenen Fırat’ın batısındaki Kürtleri ve Dêrsim’i kültürel soykırıma uğratma planının uygulanmasıdır. 1978 katliamıyla başlatılan Alevi Kürtlerin Maraş’tan kaçırtılması bugüne kadar sürdürülmüştür. Bugün Maraş’ın Pazarcık, Elbistan, Afşin başta olmak üzere ilçeleri ve köyleri de boşaltılmıştır. Pazarcık dışında ilçelerde Kürt kalmadığı gibi, Maraş’ın içi de Kürtlerden temizlenmiştir. Her yerde kapitalist ilişkilerin gelişmesiyle köylüler yakın şehirlere göç ederken, Maraşlılar tümüyle metropol ve şehirlere göç ettirilmiştir.

    Eğer planlı politikalar ve katliamlar olmasaydı bugün Maraş’ın tüm ilçelerinde Kürt yoğunluğu artar, Maraş’ın içinde de Kürt nüfusu ile Türk nüfusu dengeli olurdu. Maraş gerçekten bir Kürt şehri olurdu. Eğer bugün Kürt nüfusu azalmışsa bunun nedeni Kürtleri planlı bir biçime topraklarından koparma politikasıdır. Aslında Maraş’ta izlenen politika dört dörtlük bir kültürel soykırım politikasıdır.

    Bugün Maraş neredeyse Kürtlerden arındırılmıştır. Dünyanın her tarafında Maraş Kürtleri var, ama Maraş’ta çok az kalmışlardır. Zaten kalanlar da kültürel asimilasyonla Kürtlüklerinden önemli oranda koparılmışlardır. Alevi kimliği ise hala ötekileştirilmekte ve baskı altına alınmaya devam edilmektedir. Maraş Katliamıyla uygulamaya konulan Maraş’ı Kürtsüzleştirme politikası, 12 Eylül’de daha da hızlandırılmış, devlet her yolu deneyerek Alevi Kürtleri topraklarından koparmıştır. Bugün binlerce yıl içinde inanç ve kültürel kimlik vatanı haline getirilen köyler ıssızlaşmıştır. Cıvıl cıvıl yaşam karakteri olan bu topraklar ölümü bekleyen bir yer haline getirilmiştir. Maraş’ın, Sivas’ın, Malatya’nın Türkleri göç etmezken Alevi Kürtlerin göçertilmesi ve bu topraklardan Ermeniler gibi arındırılması kültürel soykırım değil de nedir?

    En büyük trajedi
    Kuşkusuz bu kültürel soykırımı gerçekleştirme, fiziki katliamlar ve soykırımlar üzerine inşa edilmiştir. Katliamlarla yaşam çekilmez hale getirtilerek ve korku hakim kılınarak göçe, topraklarını terk etmeye zorlanmıştır. Ermenilere yapılan tehcir, Kürtlere zengin ve çok yönlü yöntemler kullanılarak yapılmıştır.

    Maraş Katliamının ne kadar vahşi yapıldığı bilinmektedir. Katliamlarla korkutulan, ürkütülen Maraş Kürtleri 12 Eylül’le birlikte baskılar ve diğer yöntemlerle tümden vatanlarını terke zorlanmışlardır. Artık Kürtler dönüşü olmayan bir biçimde yerlerini yurtlarını bırakmışlardır. Umuda değil, yok oluşa yolculuk yapmışlardır. Bu yok oluş neredeyse umuda gidiş olarak gösterilmiştir. En büyük trajedi de budur. Devlet Avrupa’ya kaçırtma şebekeleri kurarak, kurdurtarak bu toprakları 12 Eylül sonrası mezarlığa dönüştürmüştür. 12 Eylül esas olarak da Kürtlerin iradesini kırıp tümden Türkleştirmeyi hızlandırma, hatta Kürt’ü kimlik olarak bitirme amacı taşımıştır. 12 Eylül, Kürt’ün Fırat’ın doğusunda da batısında da bitirilmesini hedeflemiştir. 12 Eylül’le Kürt politikaları bir yanlışlık ya da bir hata sonucu oluşturulmadı; 1926 yılında planlana Şark Islahat Planı hedeflerine nihai olarak ulaşmak için oluşturuldu. Dil yasağının daha da katılaştırılması bu amaçla ilgilidir.

    12 Eylül’de Kürdistan’ın açık hava hapishanesi haline getirilmesi, Diyarbakır zindanının işkencehane haline getirilmesi Kürtleri bitirme planının bir parçası olarak gerçekleşmiştir. Maraş başta olmak üzere Alevi Kürtlerin Avrupa’ya kaçırtılması da bu planın Fırat’ın batısındaki yüzüdür.

    12 Eylül’e yol açtı
    Maraş Katliamı, öncesi ve sonrası politikalarla ele alınırsa tam olarak anlaşılır. Yoksa tam izah edilemez. İzahatlar yetersiz ve eksik kalır. Maraş Katliamı 1926 Şark Islahat Planı, Dêrsim Soykırımı, Alevi Kürtlere cumhuriyet boyunca izlenen politikalarla birlikte ele alınmazsa ne kadar planlı bir katliam olduğu anlaşılamaz. İşte şu olay olmuş, bu olay olmuş, bu nedenle bu katliam yaşanmış, şu kişiler içinde yer almış gibi bilinçli çarpıtmalara gidilir. Kişiler ve planın parçası olan olaylar öne çıkar. O kişilerin arkalarındaki devlet zihniyeti tam sorgulanmaz. Sorgulama böyle olmayınca da Stockholm sendromu olarak ifade edilen celladına sevdalanan kişi ve çevrelerde ortaya çıkar.

    Öte yandan Maraş Katliamı 12 Eylül’e giden yolun açılmasıdır. Nitekim Maraş Katliamıyla birlikte sıkı yönetim yaygınlaştırılmıştır. Maraş Katliamı olduğunda Kürt Halk Önderi Maraş Katliamı üzerine değerlendirme adlı bir broşür yazmıştır. Bu broşürde eğer devrimciler, demokratlar bir araya gelip yükselen faşizme karşı mücadele etmezlerse bu katliamla başlatılan sürecin bir faşist darbeyle sonuçlanacağı değerlendirmesi yapılmıştır. O dönemde Maraş Katliamı üzerine en derli toplu değerlendirme Kürt Halk Önderine aittir. Maraş Katliamını sıradan ele almamış, büyük bir komplonun bir parçası olarak değerlendirmiştir. Daha sonra gerçekleşen ve yaşananlar Kürt Halk Önderini doğrulamıştır. Maraş’ta Alevi Kürtler tarihsel kültürel soykırım projesinin parçası olarak bu katliama uğratıldıkları gibi, dönemsel olarak da askeri faşist darbenin gerçekleşmesine kurban edilmişlerdir. Zaten Kürtler ve Aleviler her zaman provokasyonların kurbanlarıdırlar. Maraş Katliamında da gerçekleşen budur.

    Yüzlerini vatanlarına dönmeli
    Maraş Katliamı özünde 1937-38’de Dêrsim soykırımının 1978 versiyonudur. Kuşkusuz elli yıl öncesi gibi olamazdı. Ancak Maraş’ı da, Maraşlı Alevi Kürtleri de 1938’in Dêrsim’i gibi çıban olarak gören bir Türk devleti vardır. Türk devleti Alevi Kürtleri Türkleştirmek isterken, karşısında muhalif ve direnen bir toplum görünce buna öfke duymuştur. Maraş’ı da Dêrsim gibi ezip devletin Şark Islahat Planında öngördüğü hedeflere ulaşmak istenmiştir. Maraş Katliamından sonra da Dêrsim katliamından sonraki politika izlenmiştir. Köklü çözüm olarak göç ettirme politikası izlenmiştir. Göçün ekonomik nedenleri olsa da, esas olarak devletin izlediği bilinçli kültürel soykırım politikası sonucudur. Yoksa ekonomik durumu Kürtlerden daha kötü olan Türkler göç ederdi. Kaldı ki Maraş’ta olan, ekonomik olarak bazılarının gurbet ellere gitmesi değildir; tamamen arkasına bakmadan binlerce yıllık ata topraklarını terk etme vardır.

    Bu katliama büyük öfke duyan sadece Maraş’ın Alevi Kürtleri değil; Türk’üyle Kürt’üyle tüm Alevi Kürtler, tüm devrimciler ve demokratlar da bu katliama öfke duymaktadır. Bu nedenle katliamın her yıldönümünde Maraş Katliamına yönelik tepkilerini dile getirirler.

    Maraş Katliamına öfke duymak kadar, bu katliamın amaçlarına ve sonuçlarına da öfke duymak gerekir. Eğer Türk devleti bu katliamla, baskılarla, özel savaşla Maraş’ı Kürtlerden arındırma politikası izlemişse, o zaman vatanlarını terk edenler yüzlerini vatanlarına dönmelidir. Yoksa Maraş Katliamına öfke duymanın bir anlamı kalmaz. Eğer bu devlet inançları üzerinde baskı yapıp asimile etmek istemişse, inançlara sahip çıkmak ve yaşamak gerekir. Bu devlet Kürtlerin başta dillerini yok edip Türkleştirmek istemişse, o zaman anadiline sahip çıkmak ve anadilini konuşması gerekir.

    Katillere Kürtçe ile cevap…
    Bundan elli yıl önce Maraş Kürtleri evinde, iş yerinde, her yerde Kürtçe konuşurdu. Türkçe konuşmayı ayıplardı. Kürtçeyi kendi dili görür, Türkçeyi de kendine yabancı görürdü. Tabii ki yüz binlerce yıl bu bölgenin anaları, ataları sadece Kürtçe konuşmuşlardır. Hem de sıcaklığını, içtenliğini, inancının tüm güzelliklerini bu diline yansıtmıştır. Öyle ki, Kürtçenin en güzel üslubu ve şivesi bu bölgede konuşulmuştur. Bugün de hala Maraş’ın Kürtçesi çok güzeldir. Türkçe kelimeler son 30-40 yılda girmiştir. Eğer Maraş Katliamı ve Maraş Kürtleri üzerinde uygulanan politikalara öfke duyacaksak, yapacağımız en önemli şeylerden biri bu dili konuşma ve geliştirmedir. Kürtçeyi yeniden bu toprakların esas dili, anadili haline getirmektir.

    Bazı televizyon programlarına katılınıyor. Biraz Kürtçe konuştuktan sonra “İyi konuşmuyorum, Türkçe konuşacağım” deniyor. Bu ruh halini de, bu söylemi de bizlere verdiren soykırımcı Türk devletidir. Kürtçeyi iyi konuştuğu halde böyle diyorlar. Bir kısmı asimile edildiğinden zorlanıp böyle dese de, önemli bir kısmı da Kürtçe konuşmayı ayıpladığı için Kürtçe konuşmayı gerekli görmediği ya da Türkçe konuşmayı sanki bir olumluluk olarak gördüğü için bu söyleme sarılmaktadırlar. Maraş Katliamını yapanlara inat Kürtçe konuşmak önemlidir. Biraz asimile olmuş, dile Türkçe sözcükler girmiş olsa da yine de Kürtçe konuşmak anlamlıdır. Bu, Maraş Katillerine verilecek anlamlı bir cevaptır.

    Şehitlerine sahip çıkmalı
    Maraş bir soykırımsa, Dêrsim bir soykırımsa o zaman soykırıma nasıl cevap verilecekse öyle cevap verilmelidir. Yeniden küllerinden yaratılır gibi ayağa kalkılmalıdır. Kaldı ki Kürtleri ve Alevileri külleştirmeyi başaramamışlardır. Özellikle Kürt Özgürlük Hareketi’nin 12 Eylül öncesi ve sonrası geliştirdiği mücadele Türk devletinin hevesini kursağında bırakmıştır. Kürtler Alevi’siyle, Sünni’siyle 12 Eylül’e karşı mücadeleyi yükseltmişlerdir. Sadece Maraş’ın Kürt Özgürlük mücadelesinde binden fazla şehidi vardır. Kürt Özgürlük Mücadelesi şahsında hem Kürtlüğe hem de Aleviliğe karşı zulüm uygulayanlara karşı gösterilen direnişe katılmışlardır. Maraş Katliamını yapanlardan böyle hesap sorulmuştur. 12 Eylül politikalarını boşa çıkması, bugün Kürt’ün ve Aleviliğin sözde de olsa kabul edilmesinin sağlanması bu mücadelenin dolaylı ve dolaysız sonuçlarıdır.

    Maraş’ı katliamının 35. Yılında Türk devletinin kültürel soykırımcı politikalarını bırakmamak gerekir. Bu toprakları bırakmadığımız, bırakmayacağımız gösterilmelidir. Bu seçimlerde Maraş’ta Alevi ve Kürt kimliğine sahiplenen ve asimilasyona açık karşı çıkan adayları desteklemek, hatta seçtirmekle önemli bir adım atılmalıdır. Bu toprakları bırakmadığımız ve bırakmayacağımız mutlaka gösterilmelidir.

     

    CEVAP VER

    Please enter your comment!
    Please enter your name here