Aleviler: İncinsek de İncitmeyecek miyiz?

0
364

Alevi toplumunda güncel olarak yaşanan tartışmaların ya da tartışamamanın yarattığı kimi yaklaşımlar ve eğilimler ele alınmayı fazlasıyla hak etmektedir. Bir süredir gözlemleme şansını yakaladığımız kimi tartışmalar bir kez daha düşünmemizi zorunlu kılmaktadır. Halen de devam eden bu tartışmanın özü ise öz savunmaya dönüktür.

Alevi toplumunda bu konuda çeşitli eğilimler mevcut. Kimileri Türkiye’de yaşanan soykırım politikalarının farkında, kimileri de sanki bu uygulamalar ve Alevilerin başında sallanan Demoklesin kılıcı yokmuş gibi “derneklerimizde siyaset yapılamaz” modunda konuşmalar yapmakta, hatta en vahim olanı “sessiz kalırsak, taraf olmazsak, kimse bize dokunmaz” biçiminde düşüncelerin savunuluyor olmasıdır.

Elbetteki bu tartışmalar bununla da sınırlı değil; “katliam politikaları hızından birşey kaybetmeyip yarın fiziki anlamda bir kırıma dönüşürse Aleviler ne yapacak” mealinde sorular sorulduğunda ise hemen önlere atılan ve kendilerini Alevilerin ileri gelenleri olarak nitelendirenlerin “felsefemiz bize şöyle der” biçiminde konuşmalar yaparak Alevilerin kafasını daha da karıştıran eğilimlere sıklıkla rastlanabilmektedir.

Mesela bu tür tartışmalarda ilk elden söylenen “yolumuz bize şiddet karşısında sözle duracaksın demektedir” ya da “Alevilik felsefesinde incinsen de incitme desturu vardır” gibi bir savunmaya geçilmektedir. Gerçekten bu yaklaşımları nereye oturtacağız ve nasıl değerlendireceğiz? Yani birileri size yöneldiğinde ve canınıza kast etmek istediğinde “yanağımıza bir tokat atana diğer yanağımızı çevireceğiz” mi diyeceğiz? Yoksa birileri canınıza kast ettiğinde, yanağınıza bir tokat attığında siz de onun yanağına bir tokat atmakla kalmayacak tokat atan eli bir daha tokat atmayacak duruma mı getireceksiniz?

Alevi Kızılbaşların güncel olarak yanıtlamaları gereken temel soru ve sorunlar bunlardır. Yani öz savunma günümüzde Alevilerin en can alıcı sorunudur. Alevi toplumu için şimdi çıkıp şunu söylemek oldukça yetersiz bir değerlendirmedir: “Bıçak kemiğe dayanmıştır”. Oysaki bıçak her zaman kemikteydi ve yavaş yavaş kesiyordu. Osmanlıdan başlamak üzere bu kesme süreci Cumhuriyetle birlikte daha da derinleşmiş, üzerine özel savaşın laiklik sosu da eklenerek daha da inceltilmiş bir bıçkınla devam etmiştir. Hal böyle olunca Aleviler yağmurdan kaçarken doluya tutulmuş, “belki laiklikten kurtarabiliriz” mantığıyla cumhuriyet geleneğinin arkasında bir nebze de olsun takkiye yapmaya çalışmıştı veya inanmıştı ya da inanmak istemişti. Şimdilere geldiğimizde artık şapka düşmüş kel görünmüştü. En değme Alevi savunuculuğu yapan sistem partileri bile artık laf gereği bile olsa  savunamaz duruma gelmişti.

AKP renkli faşizm artık egemen Sünnilik dışında hiçbir inanca özellikle de Kızılbaşlara tahammülünün olmadığını her gün yaptıkları açıklama ve uygulamalarıyla zaten yeterince göstermiştir. Hiç de saklamadan, açık açık Alevi düşmanlığı yapmaktan beis de görmemiştir. Suriye’de Alevi katliamaları yapılırken Türkiye’de helvalar dağıtılıyordu. “Madımak falan filanı diyeni süreceksin, yok edeceksin” diye aleni çağrılar yapılıyordu. Üstelik Halep’ten, Suriye’den devşirdikleri çetelerini sınır boylarına, ancak en fazla da Kürt Kızılbaşların olduğu hatlara yerleştiriyordu.

Alevilerin bir kısmı inanmasa da ve durumun vahametinin bu kadar derin olduğunu görmek istemese de Terolar gibi bir kampa çeteler yerleştiriliyor, Alevilere de “size burada yaşam yok” denilerek açıktan mesaj veriliyordu.

Tam da bu noktada bütün Alevi kanalları kapatılarak, son sesleri de boğulmak istenirken Alevi toplumunun gündemi “incitsek de incitmeyeceğiz” mi olacak? “Bu ikinci istiklal harbidir, durursak ikinci bir Sevr olur, seferberlik ilan ediyoruz” diyenler karşısında Aleviler süreci nasıl okuyacak? “Susarsak dokunmazlar” mı diyeceğiz? Cumhuriyet nasıl ki Ermenilerin, Süryanilerin, Alevilerin, Kürtlerin soykırımı üzerine kurulmuşsa ikinci “istiklal harbi” dedikleri bu süreçte Aleviler ve Kürtlerin soykırımı üzerinden kurulmak isteniyor. Geldiğimiz nokta tartışmasız olarak böyledir. Hal buyken ve Aleviler bir varlık yokluk sürecindeyken Aleviler neyi tartışmalı ve neye karşı mücadele etmelidir?

Öncelikli olarak Alevi toplumu kendi içinde pasifize eden, Alevileri mücadelesizliğe iten ve bunu “yol” adına savunan ve dayatan bütün eğilimlere karşı mücadele etmelidir. Alevilerin “kurbanlık koyun” olmasını yol mu dayatıyor? Oysaki birazcık olsun Alevilik tarihi araştıran ya da birazcık olsun Dersim, Maraş, Madımak katliamlarının tanıklarını dinleyen biri ya da anlamaya çalışan herkes Aleviler açısından örgütlenmenin ve öz savunmanın önemini ya da Alevilik yol ve süreğinin direniş, örgütlenme, haksızlığa karşı isyan ve başkaldırı geleneği olduğunu bilir.

Günümüzde Aleviliği barışçıllık adına pasifizmle özdeşleştiren bütün eğilimler tehlikelidir. Alevilik evet insan merkezlidir ve barışçıldır. Ancak teslimiyetçi değildir. Barış bile direnişle ve mücadeleyle sağlanan bir gerçekliktir. Soykırım varsa neyin barışçılığından bahs edilebilir? Varlığımız tehdit altındaysa örgütsüz bir barış yapılabilir mi? Bunun mümkün olmadığını herkes bilir.

“İncinsen de incitme” ya da “sözle ikna et” ilkeleri Alevilik açısından toplumsal sorunlar ve sosyal ilişkilere yaklaşım açısından esas alınması gereken bir felsefedir. Ve özü itibariyle oldukça anlamlı ve korunması gereken bir kültürdür. Ancak zalimin zulmüne bu ilkeler uyarlanmamalıdır. Alevilikte temel ilkeler toplumsallık üzerinden belirlenmiştir.

Dolayısıyla Alevi Kızılbaşların en temel gündemi direniş, örgütlenme, öz savunma olmak zorundadır. Aksisi Alevilere teslimiyeti dayatmaktır. Pirimiz “sizin karşınızda diz çökmeyeceğiz, buda size dert olsun” demişti ama şunu da eklemişti: “Elbet birgün yeni Beseler, yeni Ali Şerler’de çıkacaktır.”

“Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan” diyenler aynı zamanda direnişçi geleneği işaret ediyordu. Hiçbir Alevi Kızılbaş Cizre, Sur, Şırnak, Gever yanarken Çorumun, Sivasın, Maraşın, Dersimin, Erzincanın huzur bulacağını sanmasın…Çünkü Cizrede, Surda, Şırnakta bodrumlarda yakılan aynı zamanda Aleviliktir de. Hergüne yüzlerce Kerbelayı sığdıran Türkiye egemen devlet gerçekliğini görmeyen hiçbir Alevi doğru yolu bulamaz. Yol Kürdistan’daki direnişin ve öz savunmanın Alevice okunmasından geçiyor…Başka da bir yol yoktur…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here