Herkese adalet, herkes için adalet!

0
110

DEMİR ÇELİK

AKP- MHP iktidarının Kürt Hareketine, özgür kadına, Alevilere, emekçilere ve demokrasi güçlerine dönük yoğun saldırısı ve siyasi soykırımı devam ediyor. Devletin tekçi, inkarcı ve katliamcı zihniyeti ile hareket eden iktidar bloku, topyekün saldırıyla toplumu ve toplum dinamiklerini biata zorluyor. Toplumun çoklu kimliğini ve çoklu kültürünü ret eden Kemalist devlet, ilk yirmi yılda, katliam ve soykırımlarla toplum kesimlerini, topyekün ortadan kaldırmaya çalışır. Dersim soykırımı sonrasında yarattığı korku fırtınasında, toplumu teslim almakla yetinmez, Türk ve İslam’ın Sünni mezhebini topluma dayatır. Başkalaştırmayı dayattığı bu toplum kesimlerinden, en çok Alevi inanç sahipleri zarar görmüştür.

1925 Tekke ve zaviyelerin kapatılmasından sonra genelde Aleviler, özelde Raya(Rêya) Heqî inanç sahipleri, her geçen gün inançlarına, inanç değerlerine yabancılaşarak, egemen kültüre ve onun değerlerine öykünme durumunda bırakılmışlardır. Kendi tarihsel hakikatine yabancılaştıkları için mazlum ve mağdurdan yana olması gereken Aleviler, devletçi sistemin ürettiği rıza nedeni ile toplumsal ve siyasal gelişmeler karşısında ikircikli davranmış, devletçi iktidarcı sisteme dolaylıda olsa, umut bağlar olmuşlardır. Devlet, toplum kesimlerini, özel savaş aygıtının milliyetçi, şoven politikalarla ayrıştırmış, toplum kesimlerini karşıtlaştırarak kendisine iktidar alanlarını oluşturmuştur. Bu nedenle Türkiye’ de yaşayan halklar ve inançlar birbirlerine güveneceklerine, zor aygıtına güvenmiş, birlikte olacaklarına, tereddüt ve kaygılarıyla hareket etmişlerdir.

Ulus devlet, sahte laisizm söylemi ve şekli yaşam tarzı ile en çokta biz Alevilerin aklını çelen olmuştur. Alevilerin ağırlıklı kesimi bu yanılgılı yaklaşım içinde olması nedeni ile zalime, sisteme itiraz etmek yerine, edilgen kalmayı tercih etmektedirler. Bununla birlikte Alevilerin önemli bir kesimi de sol ve sosyalist hareketler içinde toplumsal aydınlanmaya, değişim ve dönüşüme öncülük etmektedir. Öncü bu kesimin, yüzünü Alevilerin tarihsel hakikatine dönerek, Alevilerin tarihte olduğuna benzer yeniden politik özne olmasını sağlamanın yoluna bakmalıdırlar.

Aleviler, uzun soluklu tarihlerinde, devlete ve iktidara hep uzak durmuşlardır. Binlerce yıl devletçi sisteme rağmen, onun yanı başında, kendi toplumsallığını dikey olmayan Ocaxlar sistemi ile yaşamış ve yaşatmışlardır. Alevi inanç sahipleri, binlerce yıl boyunca, devlet olmadan, hem kendi kendilerini yönetebilmiş, hem de sistemin hukukuna, polisine, askerine muhtaç olmadan siyasal, sosyal, dilsel, kimliksel, inançsal ve kültürel sorunlarını, toplumun etik kuralları ile çözüme kavuşturabilmişlerdir. Kadın-erkek eşitliğine dayalı insan toplumsallığını, Cemlerinde yaşatmış, doğrudan demokrasiyi kendi içlerinde yaşamsal kılmışlardır

Devletçi sisteme, onun hiyerarşisine karşı itirazda bulunmuş, haktan, adaletten ve hakikatten yana olmuşlardır. Bunu da özgün ve özerk inançlarının ahlaki ve politik değerleri gereğince görmüş, zalime karşı mazlumun ve haklının yanında olmanın haklı onurunu taşımışlardır. Yeri gelmiş Mazdek, Babek olmuş. Yeri gelmiş Hallacı Mansur, Nesimi olmuş. Yeri gelmiş Şeyh Bedreddin, Börklüce olmuş. Yeri gelmiş Baba İshak, Şahkulu, Pîr Sultan olmuşlar. Bütün bu tarihi şahsiyetlerin ulu önder görülmelerinin nedeni; egemene, zalime ve iktidar sahiplerine karşı, mazlum ve mağdur olan toplum kesimlerinin hakları için mücadele etmiş olmaları nedeniyledir.

Kendi dönemlerinde karşılaşılan adaletsizliklere, haksızlıklara, baskı ve sömürüye karşı toplumun kurtuluşu için ağır bedeller ödemiş, yaşanan sorunlara ve zulme karşı çözüm gücü ve iradesi olmak için hareket etmişlerdir. Bu itiraz ve kalkışmalarında demokratik siyaseti ve değerlerini referans almışlardır. Onları politik yol önderi yapan şey; siyaseti toplum için ve toplum yararına yapmak istemeleridir. Politik özne olmaları sayesinde, dönemlerinin krallarına, padişahlarına, imparatorlarına biat etmemiş, ikbal ve iktidara oynamamış, çıkarları peşine takılmadan erdemli olmayı esas aldıkları için tarihe mal olmuşlardır.

İktidara, zalime, egemene karşı, haktan, adaletten yana olmak, barış ve özgürlüğü savunmanın kendisi siyasettir. Ancak biz Aleviler kendi hakikatimize yabancılaştırıldığımız gibi yaşamın değerlerine de yabancılaştırıldık. Siyaset ve politika yaşamın ta kendisi olup hayatı, doğayı, gezegenimizi, devletçi sistemi anlama ve anlamlandırmanın yoludur. Ulus devlet inanç hakikatimizi bizden çaldığı gibi, bu en temel hakkımıza da el koymuş, bizim adımıza, bize rağmen, siyaseti, elit siyasetçilerine ve siyasi partilerine yaptırmış, bizi yönetilmeye, verilene razı olmaya ikna etmiştir. Herkesin siyaset yapma, politik kişilik olma hakkı varken, biz Alevileri siyasetten uzak durmaya, araya mesafe koymaya razı etmişlerdir.

Ulus devletin, politik özne olmamızın önünü almak için oluşturduğu algı ve anlayışlar sonucudur ki, Cemxanelerimize, Dergahlarımıza siyaset girmez diyerek, kendimizi siyasetsizliğe mahkum etmişiz. Öyle olunca da sosyal, kültürel, dilsel, kimliksel ve inançsal sorunlarımız çözümsüz kalmış. Umut bağladığımız, can verdiğimiz siyasetçiler ve siyasi partiler bizim sorunlarımızı çözmek yerine, devletli sisteminın çıkarlarını korumayı esas almış, kendi ikbal ve çıkarlarına baktıklarından, inancımız ve Cemevlerimiz statüsüz kalmıştır. Bizler siyasetsizliğe savrulduğumuz için varlığımıza, kutsallarımıza, değerlerimize dönük pervasızca saldırılarına sıradan yaklaşmakta, yaşanan bu zulme seyirci kalmaktayız. Pasif, edilgen, kaderci ve siyasetsizlik hali inancımızın tarihsel direniş çizgisi ile bağdaşan bir durum değildir. İnancımız ve inanç değerlerimiz, büyük tehlikelerle karşı karşıyadır. Bu anlamda gün beklemenin günü değildir. Yol önderlerimizin direnişçi çizgileri gereğince ayağa kalkmanın, hak, adalet, özgürlük ve demokrasi mücadelesinde inancımızın tarihsel hakikati ile Alevilere adalet demenin günüdür!

özgür politika

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here