S. Peker Ve Türk Devleti

Sedat Peker, kamuoyunu meşgul eden videolar yayınlamaya devam ediyor.  Bu videoların gündem olması bir yere kadar anlaşılır ve doğaldır.  Fakat demokratik kurum ve kamuoyu açısında bu videolarının sansasyonel/magazin boyutları öncelikli olamaz.

Zaten en son yayınladığı 8. video ve ondan bir gece önce içişleri bakanının bi tv kanalında, yapmasına fırsat ve imkân verilen, “aklanma operasyonun” da anlaşıyor ki, çeteler arasında bir ateşkes imzalanmış gibi görünmektedir. Muhtemelen her ikisinin da yaratıcısı olan Erdoğan’ın delaletiyle yapılmış olmasının mümkün olduğu bu ateşkesin, yapılıp yapılmadığı ve içeriği önümüzdeki birkaç gün içinde netleşebilir.

O nedenle yapılması gereken Sedat Peker’in anlattıklarında devrim ve demokrasi adına fazla bir beklenti içine girmeden, bu vesileyle kitlelerin sisteme karşı mücadelesini geliştirmektir.

Esas olarak bu durumun yarattığı iki gelişmeyi önemsemek gerekir. Birincisi, bu anlatılanlarla Türk devletinin en büyük mafya olduğu gerçeği, bir kez daha çok net olarak ortaya çıkmıştır. Bunu tespit etmek gerekir.

Bu gerçeği somutlaştırmak adına, Türk devletini yönetenleri, bir masanın etrafında otururken düşünelim. Bir yanda A. Çakıcı, diğer yanda Peker. Bir yanda M. Ağar, diğer yanda S. Soylu.  Bir yanda F. Gülen, diğer yanda Cüppeli. Bir yanda IŞİD, diğer yanda ırkçı katiller sürüsü. Bir yanda Reza Zarrap, diğer yanda 1000 Ali’nin, Soylu’nun, Tayyip’in oğulları, onların yanlarında Cengiz Holding ve beşli çete.  Bir yanda paralı propagandistler, troller ordusu, Özışıklar çetesi, diğer yanda havuz medyası. Bir yanda Feyzioğlu, diğer yanda Erdoğan’ın önünde diz çöken sözde yargıç. Bir yanda H. Akar, diğer yanda paramiliter çete Sadat’ın mimarı ve onun yanında cübbeli General.  Bir yanda Hakan Fidan, diğer yanda K. Eken, V. Küçük, Yeşil, H. Kırcı ve daha niceleri.

Yöneticileri bunlardan oluşan Türk devletinin muhalefetine bakalım. Mafya yöntemleriyle CHP’nin başına geçtiği iddia edilen Kılıçdaroğlu, muhalefet olarak ne yapar? Bütün bildiği ve yaptığı, savaş tezkerelerini onaylamak ve Kürtlere karşı savaşta devletinin yanında yer almaktır. Bu nedenle vebadan korkar gibi demokrasi güçleriyle yan yana gelmekten korkmaktadır. İyi Parti başkanı, faili meçhullerin sorumlularında olduğu biliniyor ve bundan vazgeçmediğini defalarca ortaya koymuştur. Saadet Partisi, partinin başında yer alan şahıs, adı Madımak katliamıyla anılan ve o anı yaşayan herkes bunu görmüş, bilincine kazımıştır.  Bu konuda açıklayıcı, ikna edici herhangi bir açıklama yapılmamıştır. Bu gerçek ortadayken hangi gerekçeyle demokrasi adına bu partiyle iş birliği yapılabilir.

İktidarı ve muhalefeti bu şekilde belirlenmiş olan Türk devletini yönetenlerin masasının en başında, suçları, sayılamayacak kadar fazla olan R. Tayyip Erdoğan oturmaktadır. İşte size Türk devletinin ta kendisi. Veya Türk devletinin tekmili birden yöneticileri.

Sedat Peker bir kez daha bu gerçeğin bu denli açık ve net görülmesini sağlamış oldu. Buna rağmen tartışmaların çok büyük bir kısmı Sedat Peker’in anlattıklarına gösterilen şaşkınlıkla geçiyor. “Vay böyle miymiş, vay bu da olur muymuş? Sahiden bu kadar mı?” diye diye esas konudan kaçılmakta veya asıl mesele gözden uzak tutulmaktadır. Sanki Türk devleti normal de böyle değilmiş, bu olanlar rutin dışı gelişmelermiş gibi yaklaşmak doğru değildir. Asıl ve gerçek Türk devleti budur.

Osmanlının padişahlı devlet yönetim yapısı İttihat ve Terakki Fırkasıyla değişmeye başladı. Soykırımcılığı temel politika olarak uygulayan İttihat Terakki’nin, bu politikayı hayata geçirmek amacıyla, Teşkilat-ı Mahsusa ile başlattığı kuralsız ve illegal yapılanma ve buna uygun korsan, kıyıcı çalışma tarzı tam bir mafya/çete yapılanmasıdır. Türk devleti de bütün tarihi boyunca aynı soykırımcı politikaları ve bu politikaların gereği olan aynı devlet modelini esas almış ve o günden bugüne bu modeli, bu yöntemi ve bu politikaları uygulamaktadır.  Cumhuriyetin ilk döneminde, devam eden yıllarda ve bizim de şahidi, mağduru olduğumuz 70’lerden bugüne gelen bu politika, örgütlenme modeli ve uygulamalar hep aynıdır. Zaman zaman gruplar arası çatışmalar ve bu çatışmalardan ortaya çıkan sorunlar olsa da bu yapının kendisi değişmemektedir. Bu gerçek o kadar net ve açık ki Türk devletinin hangi gününe, hangi yönetim dönemine bakılırsa bakılsın, mafyanın devletin yönetim kademelerinde etkin bir güç olarak varlık göstermediği hiçbir an yoktur.

Tam bu noktada yazının başında belirtilen noktaların ikincisi, demokrasi güçleri için bir görev, ortaya çıkmaktadır. Mafya bozuntusu S. Peker’in de bir aparatı olduğu Türk devletine karşı mücadelenin geliştirilmesi ve devletin kirliliğinin teşhiri, daha yakıcı ve hayatı bir görev hale gelmiştir.  O nedenle bu devletin mafya ilişkilerinin varlığına şaşırmak veya bu ilişkilerin sansasyonel özelliklerine gereğinde fazla anlam vermek yerine, ortaya dökülen bu bilgileri mafya devletinden kurtulmanın aracına dönüştürmek esas olmalıdır.

Hatırlanırsa Susurluk sürecinde kitlelerin bir eylemi gelişmişti. Her gece ışık söndürülüyor, tencere, tava dövülüyor, Türkiye’nin her tarafında kitleler hareket halinde oluyorlardı.  Elbette bununla devletin yapısında niteliksel bir değişiklik olmadı. Ama kitlelerin devlete bağlılıklarında veya devlete duydukları güvende, en azında o günler için, bir değişim olmuştur.  Bugün de belki aynı eylemler olmayabilir, ama bir biçimde bu gerçekler halka anlatılarak, mücadelenin büyütülmesinin manivelası yapılabilir.

Çeteler birbirleriyle ve onları var eden ve koruyan devletleriyle anlaşacaklar belki, ama halklar onları hiç affetmeyecek ve bu kirli düzene de düzenin sahiplerine de pirim vermeyecek, boyun eğmeyeceklerdir.