Devlet ve Aleviler

EDİTÖRÜN ÖNERDİKLERİ

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Eşit Başkan
HÜSEYİN MAT

Devletin, Türkçü ve İslamcı resmi ideolojisi varlığını sürdürdüğü sürece Alevilerin talepleri asla kabul edilmeyecektir.

Bu sonuca nereden varıyoruz?

Kamuoyunun da bildiği gibi AKP iktidarı Alevi Çalıştaylarına 3-4 Haziran 2009 tarihinde başlayıp, 27-30 Ocak 2010 tarihinde gerçekleştirilen yedinci ve son Çalıştayla tamamlamıştı.

Öyle beter çelişki ki, Alevi Çalıştaylarından tam 11 yıl sonra bildik iktidar yine hiç sıkılmadan, utanmadan 1800 küsur Cemevini ziyaret ediyor ve Cemevlerinin talep ve isteklerini sorduklarını kamuoyuna açıklıyorlar.

Oysa Aleviler taleplerini defalarca birçok kanaldan dile getirmiş (Miting, Basın açıklaması gibi…), imza kampanyalarıyla da devletin yetkili makamlarına (TBMM, Başbakanlık, Cumhurbaşkanlığı gibi…) yazılı iletmişlerdi.

Alevilerin en temel talebi anayasada yazılı olan eşit yurttaşlık hakkının kullanılmasıdır.

Alevilerin sorunlarını çözmek amacıyla çalıştaylara davet edilenlerin listesine ve çağrılan kurumlara baktığımızda asıl amacın ne olduğu daha iyi anlaşılıyor.

Yapılan çalıştayların sorunları çözmekten çok, çözmemek için yapıldığını ve AİHM kararlarını boşa çıkartma cabaları olduğunu görebiliyoruz.

Hem devlet hem de tekçi, ırkçı, gerici, mezhepçi olan AKP/MHP iktidarı, Alevilerin sorunlarını çözmek bir tarafa dursun, çözmemek için ne gerekiyorsa yaptığını biliyoruz, görüyoruz.

Yayımlanan çalıştay raporunu okuduğumuzda tüm detayları açıkça görebiliyoruz.

Öncelikle Alevilerin kısaca ortak talepleri nelerdir:

1 – Aleviliğin yasal güvence altına alınması,

2 – Cemevlerinin ibadethane ve Ana/Dedelerin inanç önderi olarak kabul görmesi,

3 – Diyanet ve Zorunlu Din Derslerinin kaldırılması,

4 – Devletin Alevi katliamlarıyla yüzleşmesi ve gereken adımların atılması kapsamında Madımak Oteli’nin utanç müzesi olması,

5 – Alevi Dergâhlarının Alevilere iade edilmesi gibi…

Devletin Alevi’si olmak isteyenleri bir tarafa bırakırsak Aleviler; farklı isimler altında örgütlenseler de, kendi aralarında teolojik, sosyal, kültürel, siyasi farklılıklar olsa da, faklı anadilleri konuşsalar da yukarıda ifade ettiğimiz konu başlıklarına baktığımızda hem ortak irade, hem de ortak talepler etrafında birleştikleri görülür. Bu ortak talepleri de her platformda dile getridirler.

Alevi sorunlarını çözmek amacıyla sözüm ona 2009 ile 2010 yılları arasında yapılan Alevi Çalıştayıları ve sonuçlarının satır başlıklarına baktığımızda ve son dönemlerde 1800 küsur Cemevinin ziyaret edilmesi samimiyetten uzak, sinsi ve kirli planlarını, Aleviler de katılmış, bu onların da isteğiyle oluşmuş, onaylanmış algısını yaratarak, asıl amaçlarını tam anlamıyla pratikleştirmek istiyorlar.

ALEVİ ÇALIŞTAYLARI ve SONUÇLARI

1. Müzakere: Alevilik Çerçevelendirme Sorunları:

Aleviliğin İslam üst başlığı altında “Hak-Muhammed-Ali” kavramları etrafında oluşan bir inanç ve erkan yolu olduğu konusunda tam bir uzlaşma sağlanmıştır.”

2. Müzakere: Kimlik ve Beyan Sorunları:

Kimlik ve beyan konusunda ortaya çıkan sorunların eğitim müfredatı, tarihsel önyargılar, iç ve dış kışkırtmalar, cehalet ve iyi niyet eksikliğiyle pekiştirildiğine vurgu yapılmıştır.

3. Müzakere: Anayasal ve Hukuksal Sınırlar:

Aleviliğin bir kimlik farklılaşması içinde ortaya çıkmasının sakıncaları özelikle Devrim Kanunları (Tekke ve Zaviyeler Kanunu) ve ulus-devlet yaklaşımın üzerine oturduğu siyasal ve kültürel zemin açısından tartışılmış, problemin giderilmesi için sıkı bir analitik incelemeye duyulan ihtiyaç vurgulanmıştır.

Kanunun belli başlı unsurlarının ele alınmasında kaçınılmaz bir şekilde dikkate alınması gereken birkaç temel Anayasa maddesi hakkında çekingen davranıldığı anlaşılmıştır. Örneğin “Tekke ve Zaviyeler Kanunu”, “Tevhid-i Tedrisat Kanunu” ve yine Anayasa’nın 24. Maddesi gibi konularda tartışmanın derinleştirilmesine ihtiyaç duyulmadan, sorunların bu kanunların sınırlarına dahil olmaksızın aşılması istenmiştir. Bu vesileyle söz konusu kanunları ele almanın zorunlu olduğunu vurgulayan kimi itirazlar da olsa toplumsal birlik ve karşılıklı güven havasını zedeleyeceği kaygısıyla rağbet görmemiştir.

Bu müzakere maddesinde açıkça Tekke ve Zaviyeler Kanunu, Tevhid-i Tedrisat Kanunu ve Anayasa’nın 24. Maddesine dokunulması asla kabul edilemez.

4. Müzakere: Diyanet İşleri Başkanlığı:

Yaygın Alevi söylemi Diyanet İşleri Başkanlığı’nın meşrutiyetine eleştirel bakmakta ve uzun vadede tutarlı bir laikliğin icrası açısından Diyanet’in lağvedilmesini savunmaktadır. Çalıştayda Diyanet İşleri Başkanlığı’nın mevcut koşullardaki pozisyonu ele alınarak bu beklentinin rasyonel olmadığı konusunda taraflar arasında geniş bir mutabakat sağlanmıştır.

Neticede çalıştayda Cumhuriyetle yaşıt Diyanet İşleri Başkanlığı’nın önemini kimse göz ardı edememiştir. Lağvedilmesini isteyenler bile, gelinen noktada, bugünden yarına bunun çok da mümkün olamayacağını, ancak daha sivil bir yapıya kavuşturulması gerektiğini önemle vurgulanmıştır.

Katılımcılar, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın İslam’ın tüm yorumlarını da içine alacak şekilde orta ve uzun vadede özerk bir yapıya kavuşması gerektiğini vurgulamıştır.

5. Müzakere: Zorunlu Din Dersleri:

Alevilerde yaygın ve ilgi gören temel yaklaşım Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinin zorunlu olmaktan çıkarılmasıdır. Konu derinlemesine müzakere edilmiş, dinler, mezhepler, inançlar üstü bir din öğretimine bilinen nedenlerle tüm vatandaşlarımızın ihtiyacı olduğu teyit edilmiştir. Bununla birlikte “zorunluluk” ifadesinin Aleviler arasında siyasal ve kültürel nedenlerle açık bir rahatsızlık ifade ettiği de dile getirilmiştir.

Ders müfredatının tüm toplum kesimlerince kabul görecek bir üst dille ve tarafları rencide etmeyecek aksine önemli ölçüde rahatlatacak bir perspektifle hazırlanmasına duyulan ihtiyaç tam bir ittifakla beyan edilmiştir.

Bu amaçla ilgili komisyonların kurulması ve konunun teknik taraflarının gerçekleştirilmesine azami dikkat gösterilmesinin toplumdaki tedirginlikleri daha bastan azaltacağına işaret edilmiştir.

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretimi, uluslararası standart ve uygulamaları dikkate alan bir özenle hazırlanacak ve yine zorunlu olarak okutulmaya devam edilecektir. Sonuç olarak Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğrenimi zorunlu olarak varlığını sürdürecek.

Bu durumda Alevi ve Sünni vatandaşlarımız kendi inanç ve ritüellerini eğitim esaslı olarak devletten alma olanağı bulabileceklerdir. Zorunlu din dersleri gerekli düzenlemelerini yeniden yapmış ilahiyat fakültesi ya da Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenliği mezunu öğretmenler tarafından verilecektir.

6. Müzakere: Madımak Oteli’nin Düzenlenmesi:

Büyük bir acıyı temsil eden Madımak Oteli’ndeki facia katılımcıların tamamı tarafından lanetlenmiş bu konuda yeni gerilim ve çatışmalara fırsat verecek adımlardan sakınılması gerektiği özelikle vurgulanmıştır.

Özelikle Alevi katılımcılar, kendi aralarında yüksek bir sembolik değer olarak gördükleri Madımak Oteli’nin, bütün bu duyarlılığa rağmen ülkenin birlik ve düzeninin esastan korunmasını dikkate alan bir düzenlenmeyle yeniden düşünülmesi gerektiğini vurgulamışlardır, bu bağlamda müze fikrinin tehlike ürettiği düşünülmüş, bunun yerine binanın yıkılarak bir parka dönüştürülmesi katılımcıların büyük çoğunluğu desteklemiştir.

7. Müzakere: İnanç Rehberleri (Dedelik):

Dedelerin statüsünün Aleviler arasındaki yerinin tartışılmaz olduğu vurgulanmış, ancak yeni koşullar özellikle de kent Aleviliği söz konusu olduğunda statüsünün yeniden değerlendirilmesi gerektiği hatırlatılmıştır.

Burada önemli olan dedeliğin ilgili yasalarda bir formasyon kullanımı olarak yasaklanmış olmasıdır, Alevi toplumundaki rolleri bilinmekler beraber yasalar dedeliğin misyonunun sürdürülmesine izin vermemektedir.

8. Müzakere: Cemevlerinin Statüsü:

Cemevlerinin bir statüye kavuşturulması konusunda herhangi bir görüş ayrılığı olmamıştır. Ancak bu mekânların birer ibadethane olarak tanımlanması konusunda Alevi olmayan katılımcılar da kaygılarını ifade etmişlerdir.

İslam içinde bir bölünmeye yol açabileceği, çünkü her dinin ancak bir mabedi olabileceği vurgulanmış, bu durumda Alevilerin ibadethane vurgusu yapmaktan kaçınarak kendi bildiklerini uygulama konusunda devlet tarafından bilinen statüsü teyid edilen cemevleri ifadesiyle yetinmeleri gerektiği ifade edilmiştir.

Bununla birlikte itiraz sahipleri de bu mekanlarda icra edilen erkan ve uygulamaların ne olup olmadığına ne sayılıp sayılmayacağına Alevilerin karar vereceğini söylemekten de geri durmamışlardır. Cemevi adlandırılmasına “ehl.i beyt evi”, “inançevi” “inanç ve kültür merkezleri” gibi başka birtakım isimlendirme önerileri de eklenmiş ancak bunlar ilgi görmemiştir.

Öte yandan cemevlerine “ibadethane” demeksizin, dernek ve vakıflarına imkân tanımak ve kamu düzenini bozmadıkça bu kurumlara yerel yönetimlerin yardımcı olması da öneri olarak sunulmuş ve bütün bu önerilerin sonuçta teknik bir çalışma gerektirdiği anlaşılmıştır.

Mevzuatta doğacak sıkıntıları asmak üzere ilgili kanuna bir ekleme yapılması önerilmiştir. Buna göre madde aşağıdaki şekillerde tanzim edilebilir:

“Birer inanç ve erkan merkezi olarak değerlendirilen cemevleri de kanunlarda ibadethanelere tanınan bütün imkanlardan yararlanır” veya “Cemevlerine de aynı imkanlar sağlanır,”

Evet sevgili Canlar, “Alevi Çalıştayları Raporu”nun özeti aynen yukarıda yazıldığı gibidir.

Katılımcılar içerisinde Alevi olmayan ve hatta Aleviliğe düşman bazı (Kanat önderi, cemaat ve tarikatçılar, ilahiyatçılar, devletin kendisine yakın bulduğu bilim insanları gibi…) kişi ve kurum temsilcilerinin olması niyetlerini açığa vuruyor. Burada sorulması gereken; bu kişilerin hangi hakla, hangi hukukla, hangi ahlakla Aleviliği tanımlayarak, çerçevesini çizme hakkını kendilerinde bulabildikleridir? Alevilerin sorununu, Alevi olmayanları da işin içine katarak çözme niyeti aslında, çoğunluğun azınlığa olan hükmünün ısrarla devam ettirme cabasıdır. Oysa hiçbir kişi, kurum ya da gurup ait olmadığı bir başka inancı tarif edemeyeceği gibi çerçevesini çizme hakkına da sahip değildir. İnançlar, mensubu olduğu kişiler tarafından tanımlanır ve yaşanır. Müslümanlığı tarif etmek ve çerçevesini çizmek Hristiyanlığa vazife olmadığı gibi, Müslümanların da Aleviliği tarif etme ya da çerçevesini çizme hakkına sahip olamazlar, bu kimsenin haddi de değildir.

Sonuç itibariyle mutabakata varılan müzakere maddelerine baktığımızda, Alevilik tarif edilmiş, çerçevesi çizilmiş, ibadet yeri belirlenmiş.

Yani; Diyanet kalkmayacak, Din dersleri zorunluluğu devam edecek, Cemevlerine ibadethane denilmeyecek, Madımak müze olmayacak, “Dede, Seyit” kanunen yasaklı olduğu için yasal değişikliklerinin yapılması gerekli, zamana ihtiyaç var, toplumun hassasiyetleri gibi aba altında sopa göstererek devlettin verdikleriyle yetinin diyorlar.

SONUÇ
Devlet ne karar verirse itiraz etmeyin ve verdikleriyle YETİNİN.

Bu rapor hem Türkiye Cumhuriyeti’nin hem de Avrupa Birliği’nin anayasasında belirtildiği gibi din ve vicdan özgürlüğüyle, kişisel hak ve özgürlüklerle, evrensel insan haklarıyla asla bağdaşmaz. İnsan Hakları Evrensel Bildirisi, Kopenhag Kriterleri, Avrupa Konseyi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarıyla örtüşmesi mümkün değildir.

Bu rapor özetle adaletsizliğin belgesidir. İnkarcıdır, asimilasyoncudur, zulümdür ve bu rapora imza atan bir Alevi ve Alevi kurumu varsa tarih karşısında vebali ağır bir sorumluluk taşımaktadır.

Alevilerin en temel talebi eşit yurttaş olmaktır. Talepleri pazarlık konusu olamaz. Bu talepler bir lütuf da değildir. Anayasal hakları olan ve doğumdan itibaren kazandıkları evrensel insan haklarıdır. Bu taleplerden taviz vermeden, geri adım atmadan mücadeleyi büyümekten başka çare yoktur.

YETİNMEYECEĞİZ…

Herkes için hak, hukuk, adalet istiyoruz.

Demokratik hak mücadelemizi inatla ve ısrarla büyüterek sürdüreceğimizden kimsenin şüphesi olmasın.

Aşk ile.

- Advertisement -spot_img

YAZARIN DİĞER YAZILARI

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

EN SON EKLEN YAZILAR