Şimdi bir ay dost çekme zamanıdır

Post date:

Author:

Category:

ÖNCÜ GÜNEY

Kadının ömrü kendini anlatmakla geldi geçti. Var olduğu tüm toplumlarda ister okumuş olsun ister cahil hep bir hor görülmeye maruz kaldı. Kadın, bir cinsiyet üyesi olarak görüldüğünde ister feminist yaklaşımlar çerçevesinde olsun ister kadını destekleyen sosyal projeler çerçevesinde olsun ya da devletin yasaları çerçevesinde olsun, her koşulda sosyal eşitsizliklerin birincil mağduru oldu. Oysa sadece insandı “KADIN”.

Kadının adının önüne hep bir sıfat yakıştırdılar. Hep bir yakıştırmayla çağırdılar. Bunun son örneği 2021 yılı UNESCO Hacı Bektaş Veli Yılı olması nedeniyle yapılan etkinlikte karşımıza çıktı. Celal Abbas Ulusoy ile Songül Susmaz arasında yaşanan tatsız olay kendimizi Alevilik inancımız doğrultusunda yeniden sorgulamayı öngörüyor. “Şu Abdal kadınları buradan uzaklaştırın” diye başlayan sözlere şiddetin eşlik ettiğini duyduk. Bu ne büyük bir utanmazlık ve hadsizliktir. Abdal kadınların “abi” diye hitap ettiği yerde, ki bu söylem bu toplumda saygıdır, “siz bana efendimiz diyeceksiniz, abiniz değilim” ile karşılık bulmuştur. Verilen bu çirkin söylem karşısında bir alevi yurttaş, bir insan ve bir kadın olarak tarifi imkânsız bir utanç duymaktayım. Siz ki HÜNKAR’IN TOPRAĞINDA efendilik taslayarak başlayan yanlış sözlerinizle hadsizlik ve cahillik boyutunuzu gözler önüne sermiş bulunmaktasınız. Ve unutulmamalıdır ki efendimiz sözleri BİAT sistemini ve sonrasında da köleliği beraberinde getirir. OYSA ALEVİLİK İNANCINDA BİAT KÜLTÜRÜNE YER YOKTUR.

” Erkek dişi sorulmaz, muhabbetin dilinde. Hakkın yarattığı her şey yerli yerinde. Bizim nazarımızda kadın erkek farkı yok. Noksanlık da eksiklik de senin görüşlerinde.’’ derken Yüzyıllar öncesinden Aleviliğin kadına bakışını hiçbir tartışmaya yol vermeyecek bir şekilde ortaya koymuştur.

                                                                   Hünkâr Hacı Bektaş Veli

Çok ilginç bu olay sonrası insanın aklına bir sürü soru geliyor. Acaba o kadınlar bir Abdal soyuna sahip değil de sizlerin kafanızdaki kadın olgusuna sahip olsalardı yine aynı söylemlere mi maruz kalacaklardı?  Bizler ne zaman lokmamızı paylaşırken ayrımcılık gözetir olduk. Alevilik inancı gereği kutsal olan insana hiçbir cinsiyet rolü yüklenmezken erkeğin kadın üzerindeki şiddeti de neyin nesi. Bizler dergâhın eşiğinden adımımızı atarken cinsiyetlerimizi, maddiyatımızı, yaşlarımızı, görünüşlerimizi geride bırakıp CAN oluyoruz.

“Gelin Canlar Bir Olalım”

Pir Sultan Abdal

15. Yüzyılda Abdallık, Bektaşilik’ten ayrı olmakla beraber, inanç ve erkân bakımından aralarında büyük benzerlikler olduğu görülür. Hacı Bektaş, Abdallar arasında önemli bir mevkie sahipti. Bektaşi gelenekleri içinde (Şah, Pir, Matem Ayı gibi) Abdal inançlarını yansıtan bir takım motif ve figürleri görmek mümkündür. 16. yüzyılda Bektaşilik ve Hacı Bektaş tesiri Abdallar arasında kuvvetlenmiştir ve 18. yüzyıla gelindiğinde artık “Bektaşi Abdalları” tabiri yaygınlaşmış ve Abdal kelimesi Bektaşilik yerine de kullanılmıştır.

Tasavvufta veya Bektaşilikte Abdal, güzel ve yüksek bir mana ifade ederken değişen zamanla Abdalların göçebe hayat sürmeleri, elek sepet yapmaları, saza söze dolanmış hayatları toplumdaki statülerini olumsuz yönde etkilemiştir. Kalan ömür, sürekli kendini açıklamakla gelip geçer.

Aklına akıl deme
Sözüne delil deme
Çünkü kurtaramazsın
Nefsini emareden

Kaygusuz Abdal

Sıfır ayrımcılık projesiyle İstanbul’dan gelen Abdalların, Hünkar’ın sofrasında ayrımcılığa maruz kalması insanın ne denli riyakâr bir varlık olduğunu bir kez daha gösteriyor. Oysa oraya cem yapmaya, kurban kesmeye, lokma dağıtıp niyaz olmaya gelmişlerdi. Yol boyu tek bir söylem dillerine dolanmıştı, “sonunda hünkârımıza gidiyoruz.” Çünkü bu insanlar belli sosyo-ekonomik durumlara sahip kişilerdir. Onlar için bu proje inancın gölgesinde bir sevinç sebebi de olmuştu. Peki, bu insanlar bu inanmışlıkla ve inançla ikinci sınıf muamele görmeyi hak ediyorlar mı?

Zalimle, mazlumun karşı karşıya geldiği günlerde bu Aşure ayında yaşanılanları bizlerde kınıyoruz. Diyoruz ki; Acılarımız sahipsiz değildir. İmam Hüseyin deyince hep aklımıza- zalime boyun eğmeyenler gelir. Onun: “Zalimin zulmüne karşı çıkmamak, mazluma yapılacak en büyük kötülüktür. Ben zalimlerle birlikte varlık içinde yaşamayı alçaklık, zalime karşı gelerek bulacağım ölümü ise yücelik sayarım.” sözü insan olmanın erdemli ve vicdan sahibi olması gerektiğini öngörüyor.

Dileriz bir daha böyle çirkin tutum ve söylemlere şahit olmayız.

Ay dost sazını çalarken kendinden geçen
Gönülden gönülle kapılar açan
Aşkın dolusunu nefessiz içen
Gönül delisini neyledin
Dünya vay dünya

Neşet Ertaş

 

- Advertisement -spot_img

YAZARLAR

spot_img

EN SON EKLENEN YAZILAR