Cumartesi Anneleri: İnsan değilsiniz!

EDİTÖRÜN ÖNERDİKLERİ

Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetinin açıklanması ve belli olan faillerin yargılanması talebiyle yıllardır mücadele eden Cumartesi Anneleri’nin, 778’inci buluşmayı Galatasaray Meydanı’nda gerçekleştirilmesine yine engel olundu. Polis ablukasına rağmen Çukur Çeşme’de bulunan İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi binası önünde bir araya gelen kayıp yakınlarına, HDP Milletvekilli Oya Ersoy, Musa Piroğlu, CHP Milletvekilli Sezgin Tanrıkulu’nun yanı sıra çok sayıda demokratik kitle örgütü ve siyasi parti temsilcisi eşlik etti.
‘Kayıpların’ fotoğraflarının taşındığı eylemde, bu haftaki açıklamayı İHD İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon Üyesi Sebla Arcan okudu. Arcan, geçmişteki travmatik etkiye sahip yaşanmışlıkların yalnız bireysel bellekte değil, toplumsal bellekle de derin izler bıraktığını söyledi.

HİKÂYESİ

Arcan, Murat Yıldız’ın hikâyesini şöyle aktardı:
“(…) Anne Hanife Yıldız’ı karakola götüren polisler, ‘Murat hemen gelip teslim olursa ifade vererek serbest kalacak’ dedi. Bunun üzerine Murat, 23 Şubat 1995 tarihinde avukatı, kuzeni ve annesi ile birlikte, İzmir Bornova Özkanlar Asayiş Şubesi’ne gitti ve Komiser Ramazan Kaya ile polis memuru Tahir Şerbetçi’ye teslim oldu. Aradan 3 gün geçtiği halde Murat eve dönmeyince anne Hanife Yıldız, Bornova Özkanlar Asayiş Şubesi’ne gitti ancak sorularına net yanıtlar alamadı. Çelişkili açıklamalar karşısında Hanife Yıldız ısrarını sürdürünce emniyet yetkilileri, Murat’ın ifadesinde silahı İstanbul Kartal ‘da sakladığını söylediği için onu polisler Tahir Şerbetçi ve Şah İsmail Öztürk nezaretinde istanbul’a gönderdiklerini ancak Murat’ın feribottan denize atlayarak kaçtığını ve tüm aramalara rağmen bulunamadığını iddia ettiler. Anne Hanife Yıldız’ın‘Oğlum kendi isteğiyle teslim oldu neden kaçsın?’ itirazı boşlukta kaldı. Hanife Yıldız’ın tek çocuğu Murat’tan bir daha haber alınamadı.”

‘OĞLUMU SON GÖRDÜĞÜMDE İŞKENCE GÖRMÜŞTÜ’

Açıklamanın ardından Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız konuştu. Oğlunun en son gördüğü günü anımsayan acılı anne, “Oğlumu en son arabayla iş yerime getirdiklerinde gördüm. O kadar dövüşmüşlerdi ki gözleri kan çanağıydı” dedi.

‘ELLERİNİZ KANLI!’

Devlet tarafından bu zulmün üstü örtülmek istense de bir anne olarak susmayacağının altını çizen Yıldız, şöyle dedi:
“Bir bakın, ne Müslümanlığa ne de insanlığa sığacak bir şey mi? Buradaki insanların hepsi tertemiz ama sizin yüzünüz kara, elleriniz kanlı. Şimdi bunlar bu ülkeyi birbirleriyle paylaşıyorlar; bize ise Galatasaray Meydanı’nı yasaklıyorlar. Bize bir mezar yerini layık görüyorlar. Burada Şah İsmail Öztürk’e sesleniyorum; hani bana bir şey dedi ve o hep içimde yara oldu, dedi ki ‘keşke benim yanımda olsaydı, burnu bile kanamazdı.’ Peki savcılar neden harekete geçmiyor? Ben 25 yıldır bir savcının bana el uzatmasını bekliyorum. Şimdi de utanmadan beni arayıp güvenliğimi almak istediğinizi söylüyorsunuz. Ya Allah aşkına ben 19 yaşında gözlerimden dahi sakındığım, bir tokat bile atmadığım bir evladımı size getirdim, güvenliğini sağlamanız için. Şimdi sen benim güvenliğimi sağlasan ne olur, sağlamasan ne olur! Zaten ölü müyüm diri miyim, ne yaşıyorum biliyor musun?”

‘BENİM ÖNÜMDE KÜÇÜKSÜNÜZ!’

Konuşmakta zorlanan Hanife Anne, sık sık fenalaştı. Polis ablukasına da tepki göstererek, “Biraz insan olun! Adınız büyük, isminiz büyük ama benim önümde siz küçüksünüz. Benim önünde önümde insan değilsiniz. Bunu iyi bilin. 19 yaşında bin bir emekle büyüttüğüm evladıma ne yaptınız? Mezarı nerede? Onun akıbetini bana açıklamak gibi bir derdiniz yok mu? Ama benim sorma derdim var. Benim içimdeki ateşi gözyaşlarımla silme derdim var. Yetmiyor mu zalimler!”

DOSYA DA KAYBEDİLDİ

Murat Yıldız’ın dosyasını takip eden İHD İstanbul Şube Başkanı Avukat Gülseren Yoleri de, dosyada yaşanan hukuksuzlukları aktardı. Yoleri, Yıldız’ın dosyasıyla 2005 yılında tanıştığını söyledi. Ancak 20 yıl dolunca dosyalar kapatıldığı için, süre dolmadan savcılık dosyasının hangi aşamada olduğunu araştırmak istediklerini söyledi. Yoleri, “Bu sebeple savcılık, dosyaya ulaşmaya çalıştığımızda dosyanın çok önceden kapatıldığını gördük. Polisler hakkında açılmış olan ‘görevi ihmal’ davasında çok daha önce Murat’ın ölümüyle ilgili dosya kapatılmıştı” dedi.
Dosyanın hemen kapatılmak için “intihar” diye kayıtlara geçtiğini vurgulayan Yoleri, “Dikkat çekici bir şey daha oldu. Gördük ki, sadece Murat’ın dosyası kapatılmakla, ona refakat eden polisler hakkında bu komik ceza verilmekle kalmamıştı aynı zamanda onun dosyaları da kaybettirdi. Önce dosyaları bulmaya çalışalım diyenler, bu güne kadar bazı dosyalar imha edilmiş olabilir deyip o listelerde dosyayı bulamayanlar malesef biz ısrar ettiğimizde bu dosyanın da imha edildiğine dair açıklamayı, sonrasında olayı kapatabilmek için bize söylemişlerdi” diye konuştu.
Bunun üzerine olayı araştırmaya devam ettiklerini belirten Yoleri, dosyanın ilk yıl boyunca açık kaldığını ancak savcılığın etkin bir soruşturma yürütmediğini ve nihayetinde “takipsizlik” kararı verildiğini vurguladı. Anayasa Mahkemesi’ne götürülen dosyanın şimdi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) götürmek için hazırlık yaptıklarını söyleyen Yoleri, “Çünkü Anayasa Mahkemesi de aynı şeyi söyledi. Daha önce etkin bir soruşturma yürütülmeden, adalet sağlanmadan kapatılan dosyaların, kapatılmış olması üzerinden sadece böyle bir karar verildi. Bugün hala Murat’ı arıyor oluşumuz, bununla ilgili hukuki yollara başvuruyor oluşumuz da hukuki ya da yargı makamlarını meşgul etmek gibi değerlendirme eğiliminde, savcılığın tutumu buydu. Anayasa Mahkemesi’nin de kabul etmemesi aynı tutumun devamı” dedi.
Gözaltına kaybedilen oğlu Cemil Kırbayır’ı ararken yaşama gözlerini yuman Berfo Kırbayır’ın anıldığı buluşmada söz alan diğer oğlu Mikail Kırbayır da konuştu.

- Advertisement -spot_img

YAZARIN DİĞER YAZILARI

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

EN SON EKLEN YAZILAR