OHAL’ler ve bu haller!

Post date:

Author:

Category:

15 Haziran kokteyl darbe girişiminin akabinde AKP hükumeti; 2 Kasım 2002’de kaldırdığı OHAL’yasasını, 21 Temmuz 2016 tarihinde resmen ilan etti. Oysa 2010 yılının siyasi atmosferinde başbakan Erdoğan, OHAL yasasına çok sert bir dille karşı çıkıyordu. Tüm seçim meydanlarıda, özellikle Kürtlere yönelik yaptığı konuşmalarında, OHAL’i lagvetmekle övünüyordu.

Meselâ; 22 Haziran 2010 tarihinde AKP Genel Başkanı ve Başbakan sıfatıyla, mecliste çıktığı grup toplantısı kürsüsünde OHAL için çok çarpıcı şeyler söylemişti. Çünkü muhalefet ve bazı siyasi çevreler “OHAL uygulamasının geri getirilmesi“ için çağrılar yapıyorlardı. Bunlara yanıt olarak Erdoğan, “OHAL sizin karakterinizde var, biz de yok!” diyordu. Ama kaderin cilvesine bakınız ki; 21 Temmuz 2016’dan sonra OHAL yetkilerine sarılarak, Cumhurriyetin darbe geleneginde hep uyguladığı özel yasalarla ülkeyi yönetmeye başladı.

22 Haziran 2010 tarihindeki meclisteki grup konuşmasında sözlerini aynen şöyle devam ettiriyordu; “Olağanüstü hali bölge insanın, orada görev yapan polisin, askerin çok iyi bildiğini, ancak bunu Ankara’da siyaset yapanların bunu bilmediğini, bilemeyeceğini“ sözlerine ekliyordu. Aslında çok yerinde söylenmiş bir sözdü! Oysa şimdi, Anakara’da siyeset yapanların başında kendisi geliyordu.

Aynı konuşmasında “Olağanüstü hal altında yaşamanın, her derecedeki okulların eğitimine ara verilmesi, yerleşim bölgelerinin boşaltılması, ‘tehlike arz ediyor’ diye binaların yıkılması, temel ihtiyaç maddelerine el konulması, sokağa çıkılmasının yasaklanması, gazete yayınlarının dağıtımının yasaklanması anlamını taşıdığını“ aktarıyordu. Oysa bütün bunların daha da katmerlisi ortaya kondu. Kapatılan-yasaklanan gazetelere, bir de televizyon kanalları eklendi. Bu bilgi çağında internet-sosoyal medya iletişimi bile kesildi. İnsan hakları ihlalleri, 21 Temmuzda ilan edilen OHAL uygulamalarıyla zirve yaptı.

Meclisteki grup toplantısında; ”19 Temmuz 1987’de olağanüstü hal ilan edildi ve 30 Kasım 2002’de biz kaldırıncaya kadar devam etti. Hangi yaraya merhem oldu, hangi sorunu çözdü? Terör istatistiklerinden, olağanüstü hal dönemlerinde terörün zirve yaptığını göreceksiniz. Olağanüstü hal terörü derinleştirdi, bölge halkını mağdur etti; terörün istismar zeminini güçlenirdi. Olağanüstü hal istemek, terörün diline teslim olmaktır.“ Sözleriyle, aslında günümüzü, yani 2016’ yılını; bundan altı yıl öncesinden, taa 2010 yılında görmüş gibiydi. Fakat ne varki, o gün söylediklerini bugün unutmuşçasına, bunun aksine bir gidişatı sergilemektedir.

Son sözleri olarak; “Türkiye’nin bugün ulaştığı (2010) demokratik seviyenin ve çağdaş standartlarını idrak edememektir. İşte sorunu bu hale getirenler, geçmişte bu idraksizliği sergileyenlerdir. Sorunu bu hale getiren muhalefet partilerinin iktidar oldukları dönemdeki ufuksuz, çapsız politikalarıdır. Sorunu bu hale getiren, bunların ayrımcı dışlayıcı inkar politikalardır, şiddet politikalarıdır.“ Çok ilginç! Ama şimdi, demokratik seviyenin, çağdaş standartın asamesi bile okunmuyor! Cumhurriyetin eski yönetenlerinin -aslında biraz da haklı olarak- “idiraksiz, ufuksuz, çapsız“ olduklarını hatırlatarak, ülkeyi bir kaos ortamına sürüklediklerini ima ediyordu. Peki ama şimdilerde ülkede çok mu güllük-gülistanlık bir ortam var? Ayırımcılığın, ırkçılığın, mezhepçiligin, adam kayırmacılığın, içsavaş provalarının haddi hesabı yok! Bütün bunlar yetmiyormuş gibi bu kaotik ortamda, bir de MHP ile birlikte Anayasa-sistem değişikligi yapılıyor. OHAL’le gelinen bu süreçte, ekonominin girdiği darboğazda, Anakara’daki siyasilerin gemilerinin nasıl ve hangi yöne ilerleyecegi, doğrusu merak konusu! Zira OHAL’lleri de bu halleri de; Kürtler, Aleviler, demokrat-aydınlar çok iyi bilmekte!.

 

- Advertisement -spot_img

YAZARLAR

spot_img

EN SON EKLENEN YAZILAR