Devlet ise Erkek Devleti olduğu için

Turkiyede cinayet değil katliam.!
Hergün gazetelerin üçüncü sayfa haberlerinde öldürülen bir kadının haberini daha okuyoruz. Erkek güç ile  özdeşleşiyor ve kadını sahip olduğu bir eşya gözüyle görüyor. O eşyanın yitirilmesi gücün yitirilmesi duygusunun yaşanmasına neden oluyor. Sözde Kadın aldatıyormuş(!) burada aldatmayı savunmuyorum sakın yanlış anlaşılmasın! Ancak mesela böyle bir durumda kadına iffetsizlikle suçlanacağı için toplum böyle bir kadının öldürülmesini yanlış görmüyor. Devlet ise ERKEK DEVLETİ olduğu için kadını korumuyor. Koruma gereği duymuyor.
Erkeğin sevgisi bir kadını güzelleştirmiyorsa… Kadın; erkeğin oyun hamuru olmuşsa bir zahmet sevmeyin. Bırakın kelimeler hakkeden kişilere gitsin. Orada şiir olsun, müzik olsun, roman olsun.
Türkiye’ de bu denli kadın cinayetleri yaşanması, ülkede ne kadar psikopat ruhlu ve eğitimsiz insan olduğunu gösteriyor. Gerçi insan demeye dil varmıyor ama!. Bir insan düşünün ki 20 yıl aynı yastığa baş koyduğu kadını, hayat arkadaşını sokak ortasında öldürüyor. Nasıl bir ruh hali bu cinayeti işlemeyi meşru kılabilir ki.?
Kadın Düşmanlığı Neden Artıyor?
Kadına Düşmanlık Nerede Başlıyor?
Kadına Bakış Açısı Nedir?
Evin içinde bir kız, bir erkek varsa kızın yaşı fark etmeksizin erkek kardeşin bir takım işlerini de o yapıyor. Kardeşine su getir, abinin yemeğini hazırla, hadi şu oğlanın ütüsünü yapıver bak dışarı çıkacakmış. Neden? Onun eli ayağı yok mu? Var, ama kullanmasına gerek yok. Annesi onu pamuklara sararak büyütüyor çünkü…
En çok kullanılan kalıplar:
Aslan oğlum,
Paşam benim,
Annesinin/babasının bir tanesi vs..
genel yaklaşım:
Sen yoruldun oğlum ben yaparım.!
Sen ne anlarsın mutfak işinden sen git dinlen. Baba giriyor devreye arada bir.
Erkek adam yapmaz oğlum bu işleri, gel biz maçı seyredelim.
Çünkü evin içindeki herhangi bir iş ya annenin ya kız çocuğunun işidir.
Cinsiyet gözetmeksizin yapılan hatalar var bir de; karşısındakine insan gibi davranmak, kimsenin hakkını yememek, şiddetten uzak durmak, bir insanın canını yakmanın ne olursa olsun bir hak olmadığını bilmek, iletişim kurabilmenin önemi, dünyanın kendi etrafında dönmediği gibi şeylerin öğretilmediği, kısaca insanlıktan bi haber yetişen çocuklar.
Sonra ne mi oluyor? Bu çocuklar büyüyor. Evin içindeki her kadının kendi işlerini yapmasını bekleyen, bunu onun sorumluluğu olarak gören, kadını ailesi tarafında kendisine hediye edilen, ve her türlü kullanım hakkının kendisinde olduğunu sanan nur topu gibi bir yetişkin erkeğimiz var artık. Cinselliğe bakış açısı da takdire şayan. Kendisi her hatasında sırtı sıvazlandığı için bu konuda sınırsız yetki sahibi, ama kadın zarını koruyarak teliyle duvağıyla, kurdelesiyle evinden çıkana kadar bu konuda hiçbir girişimde bulunmamalı. Evlendikten sonra da aynı şekilde. Herhangi bir hatasının, ama o erkek, erkek adam napsın, evde huzur yoksa dışarıda arar bahanesiyle ört bas edileceğini artık biliyor.
Ve kız çocukları dışlanıyor önce aile tarafından, sonra el birliğiyle yığınlar tarafından..
Böylece Kadına Bakış Açısı gelişiyor.!
Eğitim mi? yetmiyor, yetmeyecek!.
Böyle bir donanımla yetişen erkek çocuğu iyi bir eğitim alsa bile değişmiyor, değişmeyecek. Bunu da cinayetleri işleyenlerin profillerine bakarak anlayabiliyoruz zaten. Okulda türkçe öğreniyor, matematik öğreniyor, fizik öğreniyor, kimya öğreniyor, hukuk öğreniyor, tıp öğreniyor, doktor oluyor, mühendis, mimar, ressam oluyor..
Ama bir kadına nasıl davranması gerektiğini öğrenmiyor. Bunu çok önceleri öğrenmesi gerekiyordu. Belki sağa sola bakıyor, biraz yontuluyor, ya da öyle görünüyor, ama seneler sonra bile olsa herhangi bir olumsuzlukta daha çocukken kodlanmış olan her şey gün yüzüne çıkıyor; “Kadınsan kadınlığını bil”!. gibi safsatalarla dolu günlük dilde kullanılan aptalca laflar, erkekliğin Siz Hiç;
Eve geç geldiği için dayak yemiş, işkence görmüş, kaldırım dibine yatırılarak defalarca bıçaklanmış erkek cinayetine tanık oldunuz mu? ilk adımını kadınlar üzerinde gösteriyor zaten..