Her ağaç kendi kökleri üzerinde yeşerir

HER DAR LI SER KOKÎ XWE HEŞIN DIBE

Modern tarih ve toplumbiliminin öncüsü İbn-i Haldun’a atfedilen “Coğrafya kaderdir” sözü Maraş ve yöresindeki Alevi toplumunun temel yazgısını belirtir. Zira bölge insanı uzun süre yaşadığı sorunları bir kader olarak görmüş ve değiştirmek yönünde bir çaba içinde olmamıştır. Gün gelmiş -sorunlarını aşmak yerine- çözümü doğup büyüdüğü toprakları terk etmekte bulmuştur.

Ekonomik, sosyal ve siyasal nedenlerden dolayı 1960’lardan başlayıp, 1978 Maraş katliamın ardında  80’lerde hızlanan ve 90’larda doruğa çıkan göçler nedeniyle  bazı köyler boşalmayla yüz yüze kalmıştır. 90’lardan günümüze kadar sosyal güvencesi olmayan yaşlı kesimlerin ayakta tutmaya çalıştığı bölge köyleri, hiçbir yerde rastlanmayan bir yalnızlığı yaşamıştır.

İlkel yöntemlerle yapılan tarım ve hayvancılığın durma noktasına geldiği köylerde, ailelerin çoğu geçim kaynağını yurt dışındaki yada başka şehirlerde  çalışanların katkısıyla sağlamak zorunda kalmıştır.

Diğer yanda şehirlere göç eden ailelerin bazıları ekonomik olarak belli bir refaha kavuşsa da, çoğu aile varoşlarda dün olduğu gibi bugün de halen iliklerine kadar sömürülmektedir.

Bölge insanı sömürü çarkını kırmak ve bir nebze de olsa kültürel varlığını koruyabilmek için yöre dernekleri ve vakıf adı altında örgütlemelere gitmek zorunda kalmış, ancak ağır kapitalizm koşullarında istenilen sonuç elde edilememiştir.

Kaldı ki kurumların çoğu köylülük ve hemşerilik ilişkilerinin ötesine geçmediği için ya bir süre sonra kapanmış, ya da tabela derneği olarak varlığını sürdürmüştür.

Dolayısıyla göç eden insanların çoğu köylülük ve şehirlilik arasında sıkışıp kalmışlardır. Sonuçta sistemin de istediği gibi -köklerinden dilinde kulturunde ve  inanç değerlerinde uzak yaşayan- bireyci bir yaşam tarzı ortaya çıkmıştır.

Aslında yöre insanı -bedenen her ne kadar göçüp gitse de- yüreği ve beyni her zaman ait olduğu topraklarda olmuştur çünkü bu yaşanan göçün  gönülü  bir göç değilde zorunlu bir göç olduğunda aslinda  tekrar doğup büyüdüğü topraklarına dönmek için gerek birey, gerekse kurum bazında

birçok toplantı ve tartışma yapılmıştır. Söz konusu yapılan toplantılarda çözüme yönelik olumlu fikirler de ortaya çıkmıştır. Ancak bunların çoğu öneri olmanın ötesine geçmemiştir. Sonuç olarak insanlar “Nasıl olmalı” ya cevap vermiş. Ama “Nasıl yapılmalı?” “Nerden başlanmalı?” ve “En önemlisi de ne zaman başlanmalı?” sorularına gelince bir türlü önünü görüp, pratik adımlar atamamıştır.

Fakat birçok insanımızın gönlünde yatan tekrar doğup büyüdüğü toprakları yüzünü  dönmektir. Bunun altında yatan en önemli etken ise toplumun kendi özüyle buluşma arzusuydu. Bunun için bir kıvılcım dahi  birçok sıtatikonun  kırılmasını  vesile olacaktı. İşte bizde Maraş katliamının ardından böyle bir projenin olması gerektiğine inandığımız için.

5 Ekim 2019 tarihinde  köylerimizi mezarlığa değil yaşam alanını çevirelim şiarı ile kadınların öncülüğünde  Maraş’ta  yaşamı yerinde ve yeniden inşa edelim çalışmasını 5000 badem ağacı  toprakla buluşturarak başlattı.

Bizimle birlikte çevre köylerinde katıldıği amacımız bu çalışmayı sadece Maraş’la sınırlı  tutmak değil aynı zamanda ülke geneline yaymaktır.

Elbette ki bunu yanı sıra Tarım Hayvancılık ve arıcılığı da başlattık. Ekolojik bir yaşamın ne kadar önemli olduğu daha sonraki süreçte kapitalist sistem sonucu ortaya çıkan pandemi süreci bizim ne kadar doğru bir adım attığımızı da teyit ediyordu.

Pandemi süreci dünyayı etkilediği gibi ülkemizi ve coğrafyamızda olumsuz yönde  etkiledi yaşamı olumsuz etkileyen etkenlerden dolayı insanlar tekrar doğup büyüdüğü topraklarına dönmeye başladıklarını söyleyebiliriz.

Öyle ki düne kadar kendi kaderine terk edilen köyler birçok konuda şehirlerle boy ölçüşür duruma gelmiştir. Bu gün köylerde metropollerdeki evlere taş çıkaracak mekânlar inşa edilmekte ve cografya hizla degişmekte

Bu vesile ile tüm  insanları  doğup büyüdüğü topraklara donmeye çağırıyoruz.

Başlatmış  oldugumuz ağaçlandirma ise gelinen aşamada ise 120 bin  meyve agac dikilmiş durumda  binlerce  dönüm kıraç toprak sulanarak, organik tarım yapılmaktadır. Kuşkusuz bu da yöre topraklarının katma değerinin gün geçtikçe yükselmesine yol açmıştır.

Diğer yandan farklı iş kollarında atılan somut adımların olumlu sonuç vermesi, sahada çalışanların şevk ve heyecanını artırdığı gibi, benzer bir çalışmayı başlatmak isteyenlere de moral ve motivasyon kaynağı olmuştur.

Bu gelişmeler sadece coğrafyanın kaderini değil, aynı zamanda bu topraklara bir daha kimse dönmez algısını da büyük ölçüde değiştirmiştir. Zira yaşanan göçler durma noktasına geldiği gibi, artık yer yer tersine işlemektedir. Söz konusu 1990’larda dibe vuran nüfus sayısı, yapılan son sayımlarda hızla artığı görülmektedir.

Özcesi “Kadınların rehberliğinde yaşamı yeniden ve yerinden inşa edelim, köylerimizi mezarlığa değil, yaşam alanlarına çevirelim” çağrısı güçlü bulmuş, deyim yerinde ise toprak tohumu kabul etmiştir. Gelinen aşamada “Toprak ana gibi üretelim, kadınlar gibi paylaşalım” sloganı bölgede artık ete kemiğe bürünmüştür.

Çünkü tarihler boyu baktığımızda evrendeki doğuran var eden yaşatan üreten ve yaşamı örgütleyen anadır. Dolayısıyla da her koşulda mutlak surette barınma yeri ve çocuklarına mutlak bir lokma ekmek yiyecek temin etmeyi de her zaman olduğu gibi bugün de kadınların ellerindedir.

Burada en önemli olan aslında kadının bize karşı yapmış olduğu çağrıdır bu resimde size şunu söylüyorlar biz istersek yeni bir dünya düzeni kurabiliriz nereye gidersek gidelim hangi şartlarda olursa olalım değiştirip dönüştürmek ve yeniden var etmek bizim Ellerimiz nedir dercesine her bulundukları alanda üretmeye devam etmekteler.

Ekolojik bir yaşamda kadının elinin değmediği hiçbir üretim söz konusu değil kadın ürettikçe işlenmektedir işte Bunu gören kapitalist sistem kadının elini üretimde Çekerek köleleştirmeyi hedeflemiştir.

Fakat hiçte  öyle olmadığı bir ata sözüyle ifade edeyim  hani derler ya insan Ekmeğini taştan çıkarır Aslında bu Yanlış ifade edilmiş bir kelime olarak değerlendirmek istiyorum Ekmeğini taştan çıkaran aslında burada kadındır bunu böyle okumak gerekiyor

Tüm bu olanların ışığında olumlu gelişmeler ışığında -yöre sorunları ve çözüm yolları- ile ilgili “Bako Baba Türbesinde” bir muhabbet cemi düzenlenmiş, toplantıya katılan duyarlı kişi ve kurumlar başta inanç olmak üzere birçok konuda düşüncelerini belirtmişlerdir.

Dolayısıyla da o gün başlatmış olduğumuz yaşamı yeniden inşa edelim çağrısı bakıldığında coğrafyanın bir çığlığı niteliğinde olduğu gelinen aşamada bir kez daha açığa çıkmıştır.

Yapmış olduğumuz muhabbet ceminde lise Söz konusu öne çıkan görüş ve talepler

aşağıda maddeler halinde bilgilerinize sunulmuştur.

  1. Bölgenin inanç kökleriyle tekrar buluşması için konferans, seminer ve muhabbet cemleri düzenlemek.
  2. Alevi toplumunun kolektif bilincinin oluşmasına katkıda bulunan dedelik kurumu ve yöre ozanlarının tayin edici rolünü sahiplenerek, ortaya koydukları değerlerle ilgili çalışma yapmak.
  3. Bölgede bugüne kadar ilkel yöntemlerle yapılan tarım ve hayvancılığı modern koşullara kavuşturmak ve aynı zamanda farklı iş kollarının gelişmesine katkı sunmak.
  4. Bölgede üretilen ürünlerin paketlenip, piyasaya sunulması için kurumlaşmaya gitmek ve olan ancak atıl durumda bulunan kurumları işlevsel hale getirmek.
  5. Bölgenin maddi ve manevi kültürünü gelecek kuşaklara aktaracak ve toplumun hafızasını koruyacak büyük bir müze yapmak.
  6. Bölgede kişi başına düşen arazi miktarının birçok yöreden yüksek olduğu bilinmektedir.

Ancak ürün kalitesi ve miktarında düşme gözlenmektedir. Bu durumu gidermek için

toprak analizlerini yapmak.

  1. Ekolojik çevreye zarar veren HES, mermer ocakları ve hazine avcılarına karşı toplumu

duyarlı hale getirmek.

  1. Bitki örtüsünün iklim üzerindeki olumlu etkisinden dolayı özellikle ağaçlandırma

faaliyetlerini özendirip, desteklemek.

  1. Yer altı ve yer üstü sularını tarımsal faaliyetlerde etkin ve doğru kullanımını sağlamak.
  2. Bölgedeki kutsal mekân ve değerleri açığa çıkarıp, yurt içi ve dışında tanıtımını sağlamak.
  3. Kültürel faaliyetler (sözlü folklor, müzik, dil, tarih) vb. konularda araştırma yapacak

kimselere imkânlar ölçüsünde katkı sunmak.

  1. Bütün bu faaliyetleri gündeme alıp, yaşama geçirmek için -gerek yurt içi gerekse yurt dışındaki- yöre kurumlarını şahsiyetlerini kısaca bu konuda duyarlı olan tüm çevreleri yaşamı yerinde ve yeniden inşa sürecine katılmaya davet ediyoruz. Çünkü yaşamı yeniden inşa için atmış Olduğumuz bu adım tarihi bir adımdır onun için herkes kendi mistiyorsunu yerine getirmelidir.

*Her ağaç kendi kökünde yeşerir.

YAŞAMI YERİNDEN VE YENİDEN İNŞA HAREKETİ