Kayyum ve tehdit politikaları gidişin habercisidir

AKP-MHP koalisyonu Diyarbakır Van ve Mardin büyükşehir belediye başkanlarını görevden alarak yerine kayyım atamasını toplumun büyük bir kesimi tarafından kabülenilmedi ve doğru bulunmadı. Çünkü ortada olan iddiaların asılsız ve gerçek dışı olduğu çok açık. AKP içerisinden sızan bilgilere göre parti içerisinde dahi bu durumdan rahatsızlık duyulduğu belirtilmekte. Tüm tepkiler gibi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu’nun da görevden alınan belediye başkanlarını ziyaret etmesi İçişleri Bakanını rahatsız etmiş olacak ki tehditler savuruyor ortalığa. İçişleri Bakanı Soylu, İBB Başkanı İmamoğlu’na ‘Cahil, Haddini Bil’ gibi bir atanmışın haddini aşan cümle kurarak aslında kendi konumunu bir kez daha ortaya koydu. ‘Başka İşlerle Meşgul Olursan Pejmurde Ederiz’ demesi ülkede yaşayan insanların ne kadar düşüncelerini ifade edebileceğini de gösteriyordu.

Diğer taraftan ise Cumhurbaşkanı Erdoğan, Konya’da düzenlenen bir toplu açılış töreninin de gerçekleştirdiği konuşmasında, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun ‘teröre destek verdiğini’ öne sürerek, “Terör örgütüne tavır koyamayandan belediye başkanı olmaz, siyasetçi hiç olmaz” diyerek başka bir yerden İmamoğlu’nun stabil tutmak istediği siyasetini bozmak istiyor.

Erdoğan, İmamoğlu’nun yerlerine kayyum atanan Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Selçuk Mızraklı ve Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk ile Kayapınar Belediye Başkanı Keziban Yılmaz’la Diyarbakır’da gerçekleştirdiği görüşmeyi hedef alarak, “Karşımızda hiçbir konuda verdiği sözün arkasında duramayan bir parti ve ekibi bulunuyor. Kardeşlerim böylece ne sözün, ne belgenin hatta ne de namus üzerine edilen yeminlerin bunların gözünde hükmü olmadığını gördük. Bunun adı milleti kandırmaktır. Sözlerini tuttukları konular da var. Mesela, bölücü örgütün güdümündeki partiye verdikleri sözleri harfiyen yerine getiriyorlar. İşte İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Diyarbakır’da. Kimlerle, neyi konuşuyor? Bakıyorsunuz, teröre bulaşmış olanlarla el ele. Onlara, “Biz sizlerle beraberiz” diyor.

Erdoğan’ın İstanbul’u kaybetmesini hazmedemeyen ve bundan dolayı da İntikam kokan sözleri sarf etmesi artık alışıla gelen bir durum. Fakat ne yazık ki demokratik tepkilerini dile getirmek ve kendileri gibi düşünmediklerini ifade etmek bile ülkemizde sorun haline geldiği de cumhurbaşkanı ve içişleri bakanı tarafında İstanbul büyükşehir belediye başkanına karşı yapılan açıklamalarla kendisini ortaya koyuyor. Bu durum AKP-MHP koalisyonu geleceğini ne kadar büyük bir çıkmazın içinde olduğunu gösteriyordu . İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanının İstanbul’un gelirlerinin AKP’nin nasıl kullandıklarını ortaya koymaya çalışması da ayrı bir gerekçe tüm bu yaşananlar için. Ekrem İmamoğlu’nun yüzlerce kiralanmış aracın Yenikapı’da sergilemesi ve vakıflara giden akarları kesmesi gibi hamleleri AKP-MHP koalisyonu ipinin pazara çıkmasında korkanlar her türlü tehdidi ekmekten hiçbir sakınca görmedikleri bu yaptıklarıyla ortaya .ıkmış oluyor.
Diyarbakır, Var ve Mardin Büyükşehir Belediye Başkanlarının görevden alınması, ise iç politik gelişmeler içerisinde aslında beklenen bir durum fakat bazı çevreler tarafından sürecin doğru algılanmaması sonuncu sürpriz bir durum olarak değerlendirildi.

Fakat AKP-MHP koalisyon iktidarının almış olduğu bu kararın hangi politik gelişmelerde etkilendiği başka bir açından bakarsak kendi iç politikaları gereği böyle bir kararın almak zorunda kaldıkları göz önünde bulundurmak gerektiği düşüncesindeyim.

Daha önceki yazımda da 31 Mart 2019 Yerel Seçimleri’ne ilişkin olarak yaptığım değerlendirmede, “AKP iktidarı, HDP’nin kazanmış olduğu belediyeleri yeniden Kayyum atlayacağını Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafında defalarca dile getirdiğinde hepimiz de çok iyi biliyoruz. Fakat bazı çevrelerin halkın iradesine saygı gösterirse sorunların çözümü için yeni bir süreç başlayabilir” diye düşünenler bir kez daha aldandıkları en azında bir kez daha görmüş oldular.

AKP-MHP iktidarı, üç büyükşehrin belediye başkanlarını görevden alıp Kürt halkının iradesine karşı açık bir darbe yaparak, iktidarını korumak için her olanağı kullanarak saldırganlığı tırmandıracağını gösteriyor. Üç Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevde alınması Kürtlerin demokratik siyasetin dışına itmenin ötesinde bir anlam ifade etmediğini bilinmelidir. Üç büyükşehir belediye başkanının görevden alınmasında etkili iç politik faktörler çok ileri derecede etkindir.

Birincisi, belediye başkanlarının görevden alınması, AKP-MHP iktidarının izlediği Kürt politikasının somutlaşmış hali olarak karşımıza çıkıyor. İktidar 40 yıldır devam eden askeri çözümü esas alan politikaların devam ettirileceğinin mesajını vermek istiyor. Dolayısıyla da Türk-İslam sentezinin güçlü bir şekilde kullanarak gelecekteki iktidarını garantiye almayı hedefliyor aslında.Ancak bu politikanın tutmadığı, bölgedeki bütün belediye başkanlarının görevden alınarak yerlerine kayyum atanmasına, devletin askeri, ekonomik ve bütün olanaklarının seferber etmesine rağmen 31 Marta istediği sonucu elde edemedi.

İkincisi, 2019 seçimlerinde, HDP’nin bu üç büyükşehir belediyesini büyük bir çoğunlukla kazanmasıyla ortaya çıktı. Kürt halkı bir bakıma, devletin çok yönlü saldırılarına yanıt vermiş oldu. Böylelikle, bölgede doğrudan devlet adına hareket eden AKP’nin, üç stratejik ilde bir başarı elde etmemiş olması esasen devletin politik bir yenilgisi olarak görüldü.
AKP-MHP iktidarının 31 Mart 2019 Belediye Seçimleri’nde kaybetmesinin politik arka planı, Kürt seçmen kitlesinin oyunu stratejik bir bilinçle kullanmasıdır. Örneğin İstanbul başta olmak üzere Adana, Mersin, Antalya, Hatay gibi illerde Kürt seçmen kitlesinin tercihi belirleyici oldu. AKP-MHP iktidarının çözülme sürecini hızlandıran ve özellikle büyük stratejik kentlerde AKP’nin politik ve ekonomik gücünü kaybetmesinde temel gücün Kürt seçmen kitlesinin olduğunu gayet iyi gördü.

Bu nedenle Kürtlerin kitlesel örgütlü bir güç olarak politik denklemi belirlemede son derece etkin olduğu üç stratejik ilin belediye başkanlarının görevden alınması, esasen bir politik-intikam operasyonudur.

Üçüncüsü, AKP-MHP iktidarının politik geleceği bakımından önemli sorunlardan biri de Davutoğlu ve Babacan-Gül ekibinin farklı kulvarlarda yürüttükleri parti kurma çalışmalarıdır. Bu iki gücün partileşme sürecini doğrudan AKP’nin politik gücünün kırılmasında önemli bir faktör olacağı açıktır. Her iki gücün özellikle Babacan ekibinin Kürt sorununa yönelik daha liberal bir politika izleyeceği ve AKP’ye oy veren Kürt kitlesinin Davutoğlu’na ve Babacan’a yöneleceğine dair çok sayıda veri var. Ayrıca bu iki gücün ülke genelinde alacağı oy AKP’nin politik sonunu etkileyeceği önemli bir faktör olarak görülüyor. AKP-MHP ittifakı, Davutoğlu ve Babacan hareketinin politik etki alanını kırmak için Kürt sorununun askeri çözümünü esas alıyor ve üç büyükşehir belediye başkanını görevden alarak milliyetçi dalgayı geliştirmeye çalışıyor.

Dördüncüsü, uzun bir süreden sonra avukatların İmralı’da Öcalan ile görüşmelerinde ‘yeni’ bir çözüm sericinin başlayabileceğine dair ciddi bir beklenti oluşmaya başladı. Hatta gelecekte belirlenecek politikaların oluşturulmasında olası yeni bir çözüm sürecine uygun hazırlıkların yapılmasını dile getirmeye başlayanlar oldu. Ancak ne İmralı’nın ne de Kandil’in yakın dönemde herhangi pozitif bir sürece dahil edilmeyecekleri ortaya çıktı. Bu bakımdan devletin politikasında esasa ilişkin bir değişikliğin olmayacağı görüldüğünü rahatlıkla söyleyebiliriz aslında Çünkü bugün AKP MHP koalisyon hükümetinin ülke sorunlarının çözümü yerine kendi iktidarlarını nasıl ayakta tutabilecekleri çabası içerisindeler diğer tarafta ise devletin güdümündeki medya organlarının bütün propagandalarına rağmen AKP MHP koalisyonunun çıkmazlığını gizleme imkânına kavuşamadı.

Diğer tarafta ise AKP MHP koalisyonu kendi içerisinde ciddi çıkmazlarda karşı karşıya kalacağı AKP’nin muhalif kanadının oluşturacağı boşluğu Kürtlerin iradesine saldırarak Milliyet’i çevreleri etrafında toplamak istiyorlar. Bununla Abdullah Gül, Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu’nun olası bir partinin kurulması durumunda bunları boşa çıkarmayı hedeflemektedir . Fakat 31 Mart 2019 yerel seçimlerde Milliyetçi dalgayı yeniden yükseltmek isteyen AKP-MHP iktidarı, ortaya çıkan tablo karşısında tam tersi bir tepki almasına rağmen milliyetçi dalgada ısrar etmesi anlaşılır bir durum değil.

Sivil Darbenin olası siyasal sonuçları

AKP-MHP’nin halkın oylarıyla gelmiş belediye başkanlarını görevden alması sadece Kürtlere yönelik bir operasyon olarak görülmemelidir. Eğer, AKP-MHP iktidarının darbesine karşı açık bir tutum alınmamış olsaydı özellikle Ankara, İstanbul, Mersin, Adana, Antalya ve Hatay gibi iller için de aynı süreç yaşanabileceğini birçok çevreler tarafında dinlendirmektedir.
AKP-MHP ittifakına dayanan iktidarı bütünlüklü olarak kaybetme riski tahmin edilenin çok ötesinde ciddi bir sorun olarak politik gündemin merkezine oturdu. Bugünkü iktidarın 2023 yılına kadar mevcut politik konumunu korumasının giderek zorlaştığı görülüyor. Erken genel seçim belki de en çok iktidarın gündemine oturdu. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile gölge cumhurbaşkanı Bahçeli arasındaki ilişki politik geleceklerini koruma üzerine kurulmuş bulunuyor aslında dolayısıyla da. Bir bakıma zamanla yaraşır durumdalar. Kafalarında belirledikleri bir seçim takvimi var fakat. Bunun çok uzak olmadığı tahmin ediliyor diyebiliriz. Bütün olanları buna göre yapılıyor, bu süreci kendi lehine çevirmek için birçok nokta gündemde tutularak elini güçlendirmek istiyor diyebiliriz. Çünkü artık AKP-MHP koalisyonu barıştan bahsetmesi mümkün olmayacağı bilinmektedir.

Dolayısıyla da Devletin iç dinamiklerinde Ergenekon ekibinin ve milliyetçi-İslamcı kanadın belirlediği politikalarda ısrarın devam ettiğini gösteriyor. Yani Kürt sorunun askeri çözümü esas aldıkları anlaşılıyor.

Sistemin iç dinamiklerinin belirlenmesinde HDP’nin artık belirleyici bir güç olduğunu artık herkes kabul ediyor. Olmasa da AKP-MHP koalisyonun kaygılarını her geçen gün artmasına vesile olmaktadır. HDP’yi politik denklemin dışına atmak ya da etki alanını sınırlandırmak için bir kısım planlar devreye sokmuş durumdadır.

Kayyum atamalarını dengelememek ve kayyumların gündemde düşürülmesi için her türlü yöntemi başvurduğu gözden kaçırılmamalıdır.

AKP-MHP iktidarının elindeki tek malzemenin Kandil’e yönelik daha kapsamlı bir operasyon planı olduğu görülüyor. Böylelikle içteki tepkiyi dengelemeye çalışacaklar. Hatta Fırat’ın doğusuna yönelik çapı çok sınırlı olacak şekilde bir operasyon görüntüsü vererek içteki desteği korumaya çalışacaklar.

İktidarın ekonomide beklenilen sıçramayı yapma şansı yok. Dövizde istikrarı sağlaması son derece zor, işsizlik en yüksek rakamlara ulaştı ve artacak gibi görünüyor. Enflasyon artmaya devam edecek. Bölgesel ilişkilerde herhangi bir iddiası kalmamış durumda. Küresel ilişkilerde bir denge kurma planı bulunmuyor. Geriye iki nokta kalıyor: Kürt sorununda askeri şiddeti ön plana çıkartarak milliyetçi dalgayı yeniden kışkırtmak ve net bir saflaşma sağlamak. Ekim ayında parlamentoya getirilecek olan ‘yargı’ paketiyle demokratikleşme yönünde adımlar atıldığı mesajını vermek.
Bu iki olgunun yaratacağı etkiye bağlı olarak erken genel seçime gitme hesapları yapılıyor. Peki, Erdoğan, muhalefete yönelik saldırıları artırarak bütün riskleri göze alıp erken genel seçime giderse ne olur? Tek bir yol görünüyor: AKP-MHP iktidarının kaybetmesine ve bir dönemin sona ermesine yol açması yüksek bir olasılıktır.

Erdoğan’ın bu düzeyde saldırması esasen çözülmenin durdurulamayacağını, politik kartların yeniden dizileceğini, yeni politik aktörlerin ön plana çıkacağı ve güç ilişkilerinin yeniden dizayn edileceğini gösteriyor.

Üç büyükşehir belediyesinin başkanlarının hiçbir hukuki dayanağı ve maddi temeli olmadan görevden alınmasının sarsıcı etkileri tahmin edilenden çok daha ağır olacaktır.

Diğer yandan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenlenen Büyükşehir Belediye Başkanları Toplantısı atanan kayyumlara yönelik tepkileri kontrol altında tutmak amaçlıdır. Yapılan bu toplantıya kayyumların davet edilmesi ise ayrı bir sorundur. Bilinmesini isterim ki; kanaatimce bu girişimlerde boşa düşecektir.

Demokrasinin olduğu bir dünya ve ülke dileğiyle…

Saygılarımla