Bu gemi nereye çıkar paşam!

Zaman unutamadıklarımızı biriktirir. Biriktirdik…

Sene 1981 idi… Ortaokul yılları. Belkide ilk yılı. Bizim köyde, ilkokul öğrencileri 23 Nisan kutlamalarını, ortaokul öğrencileri 19 Mayıs kutlamaları organize ederdi. Belki her köyde öyleydi. Bizim için bizim köy merkezdi. Hatta dünyanın merkeziydi… Herkes biz gibiydi… Yada herkesten bize neydi…

İşte öyle bir günde, 19 Mayısı kutlama hazırlıklarının ateşli ateşli sürdüğü günlerde, Mayısın 18’inde bizler son provaları yaparken köy asker ile dolmuştu. Bir gün önceden konumlanan askerlere helikopterler, uçaklar eşlik ediyordu… Biz bir iki derken, yamaçlarda uçaklardan bombalar dökülüyordu. Nurhakların eteklerine vurdukça uçaklar, helikopterler köylüler tahminlerde bulunuyor, biz öğrenciler bunu belki de 19 Mayıs “hazırlığı” sanıyorduk….

İşgüzar köylü çocuklarından bazıları da askerlere yalakalık yapıp etraflarında oynaşıyordu. Bir kaç tanesi helikoptere bindirilip bir kaç yüz metre yükselmişti bile… O çocukların halen unutamadıkları ve biriktirdikleri arasında, belki bu da vardır…

Sonra öğrendik… 18 Mayıs İbrahim Kaypakkaya’nın ölüm yıldönümüymüş… Hakki Karer Antep’te o gün vurulmuş… Ve bombalar devrimcilerin tepesine düşüyormuş…

“Vurulup düşenler olmuş” kolu kanadı kırılıp, tutuklanıp, hapse atılanlar olmuş….

İşte ben o, 19 Mayıs’ta öğrencilerin en kısası, “sempatiği” spor kolu başkanı olarak en önde bayrağı taşımıştım. Spor gösterisinde de tek başıma en önde gösteriyi yönetmiştim. Aslında istediğim bu değildi. Ben “Atamın” gençliğe hitabesini okumak istiyordum. İyi ezberlemiştim. Babamın darbe günlerinde “bunu eve asana bir şey olmuyormuş” diye getirdiği, 12 Eylül darbecilerin posterinin solunda istiklal marşı sağında ise gençliğe hitabe bulunuyordu.

İkisini de gaz lambası eşliğinde ezberlemiştim. Olmadı. Bana değil benden daha heyecanla okuyan üst sınıftan Mehmet’e verdiler o işi. Bana spor kısmı kalmıştı.

Üstümde çok ince ve içliği olmayan bir şort vardı. İşin azizliği işte elini beline koyarak amuda kalkan bir hareketimiz vardı. Ben bunu yaparken dal taşak ortaya dökülmüştü köy meydanında…

Her 19 Mayıs’ta hatırlarım, yüzüm kızarır… Bugün gene öyle oldu….

Yıllar sonra kendime sordum “19 Mayıs’da bu gemi nereye çıktı” diye…

Resmi tarih şöyle notlamış…

“İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Calthorpe ve Fransız Yüksek Komiseri Amiral Amet, 1918 yılı Kasım ayında Osmanlı hükumetine nota verdiler. Doğuda Türklerin silahlanıp Hristiyanları öldürdüğünü, buna karşı önlem alınmasını talep ettiler. Mustafa Kemal Paşa, Padişah Vahdettin tarafından işgal kuvvetlerinin Yüksek Komiserlerinin verdiği notalar gereğince olağanüstü yetkilerle donatılarak Vilayet-i Sitte (Altı Vilayet)’deki Hristiyan ahaliyi korumak ve işgal kuvvetlerine karşı yapılan ufak çaplı isyanları bastırmak için görevlendirildi.“

Kısacası en güvendiği yaverini…

Katilini…

RUM POTNOS SOYKIRIMI RAKAMLARI

Samsuna ayak basan Paşa’nın ilk işi çeteleri ağırlamak olmuştu. Yahya Kaptan, Topal Osman favorisiydi…

Bayram işte o gün başladı;

19 Mayıs 1919 sonrasında 1921‘e kadar Potnos Rum soykırımını tamamlama süreci oldu.  353.000 kişi bu soykırımda katledildi. Evleri yakıldı, talan edildi ve mülklerine el kondu.

19 Mayıs bayram oldu…. Biz seyrana durduk….

MUSTAFA SUPHİ

1921 yılının 28 Ocağını 29’a bağlayan gecesi Mustafa Suphi ve 14 yoldaşı  vurularak, kesilerek, taş bağlanıp denize atılarak öldürülürler. Mustafa Kemalin Yahya Kahya’sı bununla yetinmedi.

Maria, Mustafa Suphi’nin sevdalısı, eşi ve yoldaşını kendisi için alı koydu. Önce kendisi ve çeteleri tecavüz etti.

Bir süre sonra Maria’yı, Nemlizade Ragıp Bey’e verdi. Daha sonra o yüce vatansever çete reisi Yahya Kaptan, Maria’yı Rizeli kabadayılara “hediye” etti. Ve kabadayıların zevk sofrasında öldürüldü. ..

Kimse sormadı… Soruşturmadı… Vicdanlar kör ve sağır oldu… Ahhh Maria bağışla bizi….

19 Mayıs bayram oldu, biz çetelere methiyeler yazdık… Anıtlar diktik… Anmalar yaptık…

6 Mart 1921’de 17 Haziran 1921‘de Koçgirideki Kürt Alevileri hedef alan saldırılarda on binlerce kişi katledildi. Sakallı Nurettin Paşa’nın emrinde Topal Osman çetelerinin komutasında Koçgiri yağmalandı, halkın mallarına el konuldu, köylüler sürgünlere yollandı. Ölüm kurtuluş olarak resmedildi…

 

19 Mayıs bayram oldu, biz kendimizi inkar edip varlığımızı Türk varlığına armağan ettik….

„Milli kıyafetlerinizi giyin gelin meclise“ diye genelge yayınlayan Mustafa Kemal, giydiği elbiseleri de gerekçe göstererek Dersim Mebusu Hasan Hayri’yi Şeyh Sait ayaklanmasına destek vermek gerekçesiyle 1925 tarihinde meclis bahçesinde astı. Alevi olması kurtulmasına yetmedi….

19 Mayıs bayram oldu, neşeyle doldu cihan….

DERSİM MEBUSU HASAN HAYRİ BEY

1924, Şeyh Sair- 1930 Ağrı’da, Zilan’da Kürtlerin çıplak bedenleri dar ağaçlarında sallandırıldı…

19 Mayıs bayram oldu, katillerimize aşk ile olduk pervane…

ŞEYH SAİT

Yetim ermeni kızı Hatun, Sabiha Gökçen olunca, bombalar yağdırdı Dersim‘de… Hep tam isabetli atışlarıyla övündü… Manevi babasına laik olmanın mutluluğunu hep yaşadı…

Dersim’in yiğit kadınları uçurumlardan kendilerini ölümün kollarına atarken, dersimin yetim kızları rütbeli askerler arasında pay edilirken, kurtarıcılar listesine yazdık onu…

SABİHA GÖKÇEN

On binlerce kadın, erkek, genç, yaşlı, çocuk soykırımdan geçirildi. Sürgünlere yollandı.  Seyit Rıza darağacında tekmeyi vururken sandalyesine “Evladı Kerbelayız. Bi hatayız. Ayıptır, zulümdür, cinayettir” diye haykırdı…

Unuttuk,

Utanmadık…

“Çocuk bayramı, gençlik bayramı” diye katlimize ferman veren bayramlara malzeme olduk.

SEYİT RIZA

Şimdi dönüp „bu çeteler, bu katiler, bu hırsızlar nereden geliyor“ diye soruyoruz!

Bu devletin çeteler tarafından kurlan,

hırsızlar tarafından yönetilen,

katiller tarafından korunan bir hapishane olduğunu unutuyoruz.

Aslında unutmuyoruz, öyle olmasını istemiyoruz.

Lakin gerçek şu ki;

O gemi kurtuluşun rotasında değildi.

O gemin rotası katliamlarla örülmüş bir geleceği inşa etmek için yoldaydı.

Yüz yıllık gerçeklikle söylemek gerekirse;

Hem Türk,

Hem de İslam’dı…

Hem AKP hem de MHP idi…

Sureti haktan CHP idi.

Bayramımı kutlayanlara Allah eyvallah, benim için bu bayram hep dal, taşak bayramı olarak kalacak…