İlk aşkım

Hiç bu kadar güzel bir kadın görmemiştim. Görseydim onun adını verecektim. Vermediğime göre en güzeli oydu. İlkokul birinci sınıftaki öğretmenim. Adı mı? Şimdi hatırlamıyorum ama gözlerimin içine bakan ve bana tatlı tatlı ”Büyüyünce ne olmak istiyorsun? ” diye soran gülüşü aklımda. Verdiğim cevap da ”sizinle evleneceğim”

Evlenemedik ama birinci sınıfta kalan amcamın oğlunun iddiasına göre, torpil yaptığı için ben ikinci sınıfa geçebildim. Bana göre ise  ben, ondan önce -aşkın vermiş olduğu şevkle- Türkçe öğrendim. Çünkü o daha çok kamyon altında para bulmak gibi bir alışkanlık edinmişti. Dersleri asıyordu kesin….

Okul değiştirince en çok üzüldüğüm şey, ilk aşkımı görmeyeceğim olmuştu. Başka neye üzülebilirdim ki! Birinci sınıfı okuduğum okul, yaylanın düzlük yerindeydi. Hiç bir özelliği yoktu. İkinci sınıfa başlayınca gittiğim okulsa, Erzurum kalesine kendisini yaslamış hakim bir tepedeydi. Burçlardan Erzurum yaylası ayaklarımızın altındaydı. Kışınsa kızak kaymak için mükemmel bir yerdi. Zorla çıktığımız tepeyi yaydan fırlamış bir ok gibi inmek gibi bir lüksümüz vardı. Tek eksiklik öğretmenimdi.

O olsaydı kesin beni ilkokul ikinci sınıftan, birinci sınıfa Türkçe bilmediğim için göndermez, aşkla bana öğretirdi diye düşünüyorum. Ben de birinci sınıfı üç ay daha okumak zorunda kalmazdım. Sonrasında nasıl öğrendim hatırlamıyorum. Kürtçeyi ne zaman unuttum onu da bilmiyorum.

İlkokul son sınıfta köye taşınınca konuşamadığımı ve kavga etmeden duramadığım teyzemin oğlu İsmail’in annesine: “Evna Tirkin, ne marî ye mâ ne” (Bunlar Türk, bizim akraba değil) deyişi hala kulağımda.

Detaylar kalmadı aklımda… Köyde olduğum yıllar, tekrar öğrendim Kürtçeyi.

UNESCO’nun diller konusundaki verilerini haber yapınca, geçmiş zamanların notları arasında geldi masama.

Niye geldi bilmiyorum… Hocamın kulakları çınlasın diye mi acaba!

Şimdi, artık biraz Türkçe, biraz da Kürtçe biliyorum…

İyi ki de biliyorum…

UNESCO’nun verilerine göre dünya yüzündeki 6 bin dilden yarısının yok olmakla yüz yüze ve her iki haftada bir bir dil yok oluyormuş.

Arşiv | 2000