Yeni yolların yolcusu gibiyiz…

Türâplik cümlenin başı
Üstüne atarlar taşı
Daim çiğnenmektir işi
İncinme gönül incinme

(Pir Sultan)

Egemen güçlerin kendi arasındaki çelişkileri en derinlemesine dışa vurduğu coğrafyamızda, 3. Dünya savaşı olarak adlandırılan bir kavganın ortasında duruyoruz. Dünyanın en donanımlı ordularının insan öldürme makinelerinin havada uçuştuğu, bombaların insanlık üzerinde test edildiği, halkların yerlerinden yurtlarından edildiği, dilleri, dinleri yüzünden milyonların katledildiği bir merkezde yaşıyoruz.

İnsan öldürmekle övünen adamların başkan, başbakan, bakan olduğu bir süreçten geçiriliyoruz. Konuşmanın, fikir beyan etmenin suç olduğu, siyasetçilerin politika üretmekten, siyaset yapmaktan dolayı içeri atıldığı, medyanın susturulduğu, doğanın yağmalandığı, güzelliklerin bir bir katledildiği, ahlaksızlığın ve yalanın tavan yaptığı bir dönemdeyiz.

Kısacası insanlığın dibe vurduğu bir zaman dilimi içindeyiz.

Böylesi bir dönemde biz Alevileri bir birine tokuşturmaya çalışan kesimlere karşı bilinçli bir duruşun ortaya konması gerekmektedir. Bu sorumluluk Alevi kurumlarının omuzlarındadır. Alevi kurumları başta olmak üzere, Aleviler, egemenlerin muhaliflerin etki ve güç alanlarını parçalamaya yönelik hamlelerini iyi okumalıdırlar. Kendi içindeki birliği derinleştirirken, dışarıdan gelecek saldırılara karşıda duruşunu örgütlemelidirler.

Kendimizi küçümsemekten vazgeçerek, özgüvenimizi tazelemeliyiz. Ürkerek korkarak ayakta kalınmayacağını bilmeliyiz. Bizler Kerbela’da Hüseyin, Zeynep’iz. Olayları şahsileştirilmesini bir yana bırakarak, toplumsal sonuçları ile olaya bakmayı öğrenmeliyiz.

Ortadoğu coğrafyasında Alevilerin yok edilmesi üzerine siyaset üreten ve üretilen bu siyaseti besleyenlerden beklenti içinde olmadığımız bilinmelidir. Bu böyledir de. “Modern” Alevi kurumları artık yeni değillerdir. Her birinin yirmi otuz yıllık geçmişi var. Kavli beladan beri var olduğumuza inandığımız Aleviliğimiz var. Geçmişimiz deneyim ve tecrübe doludur. Kimse bahanelerin arkasına saklanmamalıdır.

Zaten bahanemiz yoktur.

Herkes pirinin huzurunda darda durmasını bilecektir. Bilmeyen öğrenecektir…

“Bir insana başkaları önünde verilen öğüt, öğüt değil, hakarettir.” (Ali)

Nasıl davranacağımızı hala bilmiyor, ne yapacağımızı bilmez bir şekilde bildiricilik oynuyorsak, sosyal medya alanında “tık, tık” oluyorsak dönüp kendimizi sorgulamamız gerekmez mi? Hazat mezat pazara düşmüş mal gibi duruyoruz. Al beni diyoruz.

Yukarısı bıyık, aşağısı sakal… Öküzün trene baktığı yerde duruyoruz.

Alıcısının olmadığı pazarlarda dolanıyoruz.

Kendimiz olma konusunda o kadar korkuyoruz ki, kendimiz olmamak için her şey oluyoruz.

Yolu, erkânı, dar-ı didarı, cemi, cemaati bir kenara bırakarak yeni yolların yolcusu oluyoruz.

Kim olduğunu bilmediğimiz darların, divanların huzurunda el pençe oluyoruz.

Aynı yerlerde dolanıp başka bağın gülerine bülbül oluyoruz.

Yaptıklarımızdan utanmıyoruz…

Geçmiş zamandı Adıyaman’da cemde vali posta oturmuştu. O zaman yazmıştım “Ya haq bizi turap eyle” demiştim. https://alevinet.com/2017/03/29/ya-haq-bizi-turap-eyle/ O günden bugüne bir şey değişmedi.