12 Mart 1971, Muhtırası

“Varsın oklar üstümüze yağsın. Biz doğru gördüğümüz bu yolda sonuna kadar yürüyeceğiz!” / Mahir Çayan.

Türkiye 1960’ların ikinci yarısından itibaren büyük bir toplumsal-siyasal değişime tanıklık eder ve Türkiye işçi Partisi (TİP) 1965 seçimlerinde 15 vekille Meclis’e girer. Bu durum ülke siyasetini deyim yerindeyse beşik gibi sallar ve siyasette Adalet Partisi  (AP) ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) arasında oluşan denge durumunu yerle bir eder. Aynı zamanda bu durum ülkede toplumsal-siyasal değişim talebinin de somut göstergesi olur. Bu toplumsal değişime üniversiteler ve sendikalar da eşlik eder. Ürünlerini yok pahasına tüccara kaptıran ve açlık içinde yaşayan topraksız yoksul köylüler isyan eder. Anadolu’nun birçok kentinde köylü mitingleri düzenlenir.  Mahir Çayan’dan, Deniz Gezmiş’e, Ulaş Bardakçı’ya, İbrahim Kaypakkaya’dan, Cihan Alptekin’e kadar adları hiçbir zaman unutulmayacak yüzlerce devrimci genç, ülkenin her tarafındaki işçi grevlerinde ve köylü mitinglerinde bulunurlar.

Türkiye’de hızla büyüyen bu toplumsal-siyasal uyanış ve devrimci mücadele sadece dönemin yöneticilerini değil, emperyalistlerin (ABD’nin) de uykularını kaçırıp rahatsız eder. Dönemin yöneticileri halkın taleplerini karşılamak yerine şiddetle ve baskıyla halkın üzerine gitmeyi tercih eder. İşçi ve köylülerin haklı talepleri şiddetli bir şekilde bastırılır. 16 Şubat 1969 tarihinde 6. Filo’yu protesto etmek için Taksim Meydanı’nda toplananlara karşı şiddet uygulanır. Bu faşist saldırı sonucu katliam (“Kanlı Pazar”) yaşanır. Bu saldırıda iki devrimci, Turgut Aytaç ve Duran Erdoğan katledilir, yüzlerce kişi de yaralanır. 1970 yılı da Türkiye’de işçi sınıfının, emekçilerin, yoksul köylülerin ve devrimci gençliğin eylemlerinin yükselişe geçtiği bir yıldır. Egemen sınıflar, yurdun her köşesine yayılan hak ve eşitlik taleplerini bastırmak için “sosyal uyanış, ekonomik kalkınmayı aştı” ve “bu anayasa bize lükstür” gerekçesiyle 12 Mar 1971 tarihinde faşist darbe gerçekleştirirler.

3 Mart 1971 tarihinde Hava Kuvvetleri Komutanlığı konferans salonunda, sayıları bin kişiyi bulan Ankara Garnizonundaki komutanlara ve subaylara Genelkurmay Başkanı Orgeneral Memduh Tağmaç şöyle seslenir: “Silahlı kuvvetler, devlet idaresine el koymamak için çırpınıyor. Bir kere silahlı kuvvetler olarak politikanın dışında kalacağız. Sorunların çözümü için gereken çareleri de bölünmeden alacağız. Önce fikir ayrılığı içinde olmayalım. Sorumluluğumuz çoktur, bunu bilelim, heyecana kapılmayalım. Soğukkanlılık şarttır. Kararı geç vermeyeceğiz. Tedbirliyiz, ne yapılacaksa biz yapacağız.” Tağmaç bu konuşması ile ordu içinde küçük bir azınlığı oluşturan devrimci, sol gruplara durumlarını yeniden gözden geçirmeleri için bir mesaj göndermiş, çoğunluğu oluşturan komutan ve subayları ise bunlardan gelecek olan girişimlere karşı uyarmış, tedbirli olmaya çağırmış, böylece, sözüm ona 9 Mart’ta gerçekleşmesi düşünülen darbenin önünü kesmiş oluyor.

9 Mart 1971 tarihinde yapılan ve Orgeneral Faruk Gürler’in emri ile iptal edilen ihtilal girişiminin ardından 10 ve 11 Mart 1971 tarihleri Memduh Tağmaç’ın başkanlığında yapılan toplantılara tüm OR ve KOR general ve amiraller katılır. 11 Mart günü yapılan toplantı sonucunda hükümete bir muhtıra verilerek görevden uzaklaştırılması kararı ve bunun 12 Mart 1971 Cuma günü gerçekleştirilmesi kabul edilir. Üç maddeden oluşan ve altında Genel Kurmay Başkanı Memduh Tağmaç, Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler, Deniz Kuvveleri Komumatanı Celal Eyiceoğlu Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur’un imzaları bulunan ve Cumhurbaşkanı, Cumhuriyet Senatosu Başkanlığı, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, Başbakanlık ve TRT Genel Müdürlerine gönderilen ve aynı gün saat 13.00 haberlerinde okunan muhtıra ile Süleyman Demirel’in başında bulunduğu hükümet istifaya zorlanır. Başbakan Süleyman Demirel, aynı gün içinde saat 17. 20’de istifasını Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’a gönderir.

13 Mart 1971 günü Gazeteler “Hükümet İstifa Etti” haberleriyle çıkar. İçlerinde DEV-GÜÇ, DİSK, TÜRK-İŞ, TÜRK HUKUK KURUMU, TÖS gibi pek çok devrimci ve demokratik kitle örgütü olayın tam olarak ne olduğunu anlamadan müdahaleye destek verdiklerini belirtirler. Muhtıranın altında Faruk Gürler ve Muhsin Batur’un imzalarının olması bu devrimci ve demokratik kitle örgütlerinin bu muhtırayı desteklemelerinin nedeni olsa gerek! CHP’de büyük bir çoğunlukla herkes sessizdir. İsmet İnönü, 12 Mart muhtırasından üç gün sonra meclis grubunda yaptığı konuşmada şunları söyler: “Bir meclise askeri kıta gibi şunu şöyle, bunu böyle yapacaksın demeye imkân yoktur. Böyle bir düzen demokratik düzen değildir. Biz demokratik rejim dışında bir rejim kabul etmeyeceğiz” der ve bir seçim hükümeti kurulup, geç olmadan seçime gidilmesini ister.

Bu konuşma üzerine Genel Kurmay Başkanı Memduh Tağmaç, eski bir asker olan CHP Milletvekili Sadi Koçaş’ı çağırıp, İsmet İnönü’ye bir mesaj gönderir. Mesajında 12 Mart’ta muhtıra vermeseler, ordu içindeki radikal subayların yönetime el koyacaklarını söylüyor ve (radikal subaylardan kasıt ordu içinde bulunan solculardır) şimdi onları tasfiye etme aşamasında olduklarını belirterek desteğini istiyor. İnönü, bunları dinledikten sonra ikna olur ve meclisi kapatmazlar ve güvenilir bir Başbakan bulurlarsa desteklerim der. Yükselen devrimci ve sınıf mücadelesinin önünü kesmek için yönetime el koyanlar, İnönü’ye sundukları gerekçelerle İnönü krizini çözülmüş olurlar ve desteğini de almış olurlar.  16 Mart 1971 tarihinde Deniz Gezmiş, Sivas’ın Şarkışla ilçesinde yakalanır ve Ankara’ya getirilir.

CHP’den istifa eden Nihat Erim,18 Mart 1971 günü Genel Kurmay Başkanı Memduh Tağmaç tarafından üç generalden habersiz başbakanlığa atanır.  Çankaya Köşkü’nde yapılan bir törenle Hükümeti kurma görevini Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’dan alan ve 26 Mart 1971 günü kabinesini açıklayan Nihat Erim hükümetinin ilk icraatı, Genel Kurmay Başkanının makam arabasının protokoldeki yerini yükseltmek, ikinci icraatı ise Amerika’nın yıllardır istediği haşhaş ekim yasağını uygulamaya koymak olur. Hemen ertesi gün 11 ilde sıkıyönetim ilan edilir, arkasından aramalar, gece sokağa çıkma yasağı, basına yasaklar başlar.  Akşam ve Cumhuriyet gazeteleri kapatılır, grev ve lokavt yasaklanır. İlk gözaltına alınanlar da ilk gün 12 Mart için olumlu yazılar yazan İlhan Selçuk ve Çetin Altan olur. Arkasından solcu aydınlar, öğretim üyeleri, sanatçılar vb. gözaltına alınmaya tutuklanmaya başlanır. Daha sonra 20 ili kapsayacak ve tutuklanacakların listesinin verildiği ünlü balyoz harekâti ve insan avı başlatılır.

Artık 12 Mart’ın gerçek niteliği tam anlamıyla belli olmuş, ülkede tam anlamıyla parlamenter örtü altında bir “faşist diktatörlük” kurulmuş ve sıra anayasaya gelmiştir. Genel Kurmay Başkanı Memduh Tağmaç, “sosyal uyanışın, ekonomik kalkınmayı aştığı” görüşündedir. O halde bu uyanış engellenmeli ve bunun sorumlusu olan 1961 yılında yapılan anayasa değiştirilip askıya alınmalıdır.  Başbakan Nihat Erim tarihe geçen ünlü demecini verir: “Bu anayasa bize lükstür!”   Devamında anayasa da askıya alınır. İstanbul o güne kadar ismi duyulmamış, solun yeminli düşmanı olan orgeneral Faik Türün’e teslim edilir.

Birinci Ordu ve İstanbul Sıkıyönetim Komutanı olan Faik Türün’ün emriyle; Yılmaz Güney,   Muammer Aksoy,  Yaşar Kemal, İlhami Soysal,  Kemal Türkler, Mehdi Zana ve Behice Boran,  başta olmak üzere çok sayıda aydın, sanatçı, yazar, öğretim üyesi, öğretmen, sendikacı, işçi gözaltına alınarak tutuklanırlar. Ünlü  ‘Ziver Bey Köşkü’nde işkenceden geçirilirler. Bu arada hükümetin deyimiyle bütün yurtta bir anarşist avı başlatılır. Ülkenin değerli evlatları, yukarıdan mahkemelere verilen emirler doğrultusunda idam cezalarına çarptırılmaya başlanır. Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu, Hasan Polatkan 1961’in Eylül ayında, 1960 darbecileri tarafından idam edildiğinde henüz 14 – 15 yaşlarında birer çocuk olan Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın” üçe üç intikam naraları atılarak” idam cezaları mecliste onaylanır.

Sonuç: 12 Mart 1971 faşist darbesi, 15-16 Haziran 1970 büyük işçi direnişinin intikamını almak için yapılır. Hak ve eşitlik mücadelelerini bastırmak için yapılır. Devrimci, sosyalist düşünceyi yok etmek için yapılır. İşçi sınıfının, emekçilerin, yoksul köylülerin, ezilen mazlum halkların kurtuluşu için mücadele eden 68 kuşağının devrimci önderlerini (Hüseyin Cevahir (1 Haziran 1971), Alpaslan Özüdoğru, Kadir Manga, Sinan Cemgil (30 Haziran 1971), Ulaş Bardakçı (19 Şubat 1972), Mahir Çayan ve yoldaşları (30 Mart 1972), Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan (6 Mayıs 1972), Ali Haydar Yıldız (24 Ocak 1973), İbrahim Kaypakkaya (18 Mayıs 1973)) öldürmek, idam etmek,  zindanlarda işkence etmek ve katletmek için yapılır. Hak ve eşitlik mücadelelerini bastırmak ve devrimci, sosyalist düşünceyi yok etmek için yapılan 12 Mart 1971 darbesini ve bu ülkede 12 Mart 1971 darbesi öncesi ve sonrası yapılan tüm darbeleri ve de bu darbeleri destekleyenleri kınıyorum.

İbrahim Kaypakkaya, İstanbul / Silivri – Değirmen Köyü’nde (Kasım 1969) Kahvenin önünde toplanan köylülere konuşma yapıyor. Kaypakkaya, İlk önce toprak sorunundan; halkın birleşik, örgütlü gücü karşısında hiçbir gücün uzun süre dayanamayacağından; asırlardır bizimle iç içe yaşayan diğer halkların kırılıp sürülüşünden; sürülenlerin mallarıyla palazlanan ağalardan; Çorlu’daki Amerikan üssünden; emperyalistlerle, egemen sınıfları arasındaki işbirliği ve suç ortaklığından; Değirmen köylülerinin haklı ve meşru hareketinin tüm bu sömürücü güçlerin yüreğine korku salışından söz ediyor!
Yurdun her köşesine yayılan hak ve eşitlik taleplerini bastırmak ve yükselen devrimci ve sınıf mücadelesinin önünü kesmek için “sosyal uyanış, ekonomik kalkınmayı aştı” gerekçesiyle 12 Mar 1971 tarihinde hükümete muhtıra vererek yönetime el koyan dört ordu komutanı!
12 Mart 1971 darbesinden kısa bir süre sonra, 26 Nisan 1971 tarihinde Devrimci Doğu Kültür Ocakları (DDKO) kapatılır. Yöneticilerinin büyük bir çoğunluğu tutuklanarak Diyarbakır Cezaevi’ne konur! Aynı zamanda bilim insanı/sosyolog İsmail Beşikçi’den başka, kimi Kürt aydınları, TKDP, T-KDP üyeleri de tutuklanıp Diyarbakır Cezaevi’nde konur. Tutuklananların bazıları için TCK’nın 125’inci maddesi uyarınca idam cezası istenir, fakat daha sonra bu şartlar oluşmadığından 141’inci madde uyarınca 15 yıla kadar ağır cezalarla cezalandırılmaları talep edilir…

    KAYNAKLAR:  

1-12 Mart Muhtırası – Vikipedi

2-Hüseyin Avni Dedekargınoğlu, 12 Mart’ın ilk işareti ve 12 Mart askeri faşist muhtırası.

3https://www.onurvakfi.org/degirmenkoy-toprak-isgali/Değirmenköy Toprak İşgali- Muzaffer ORUÇOĞLU

4-https://www.indyturk.com/node/328771/9-mart-darbe-girişimi-ve-12-mart-1971-darbesine-bakmak – Celalettin Can 78’liler Girişimi Sözcüsü Celalettin Can.