Asimilasyon Ve Alevi Kurumları – 01

“Zulüm ve işkenceye kıllarını kıpırdatmadan seyirci kalan eğitimli kişiler, körlükleriyle mi aşağılıktır, yoksa vicdanlarıyla mı bilinmez…”  George ORWELL.

 Bu yazı dizimizde, asimilasyon nedir? Alevilerin asimilasyonu ve Alevi inancının (öğretisinin) asimilasyonu ve de bu bağlamda “Alevileri kim asimile ediyor, nereye asimile ediyor?” Sorularına cevaplar arayacağız ve yapılanlara ve de yaşanılanlara dikkat çekeceğiz!

Osmanlı döneminde olduğu gibi, Cumhuriyet döneminde de Alevi toplumuna yönelik asimilasyon (hayatın her alanında) politikaları hız kesmeden devam etti. Konuya iktidar eksenli bakınca da değişen bir şeyin olmadığını açık ve net bir şekilde görürüz. Bundan önceki iktidarlar gibi mevcut iktidarda açılımlar adı altında asimile-asimilasyon politikalarına devam ediyor. Bizim açımızdan bilinmesi gereken şeyde şudur: “Alevi açılımı” adı altında yapılan çalışmalar Alevileri örtülü bir şekilde asimilasyon çalışmasıdır! Ama mevcut iktidar açılım adı altında çeşitli vaatler ileri sürerek yaptığı bu çalışmaları da tek başına yapmamaktadır. Bu çalışmaları kimi Alevi kurumlarıyla görüşmeler yaparak yapmaktadır.

Asimilasyon nedir? Fransızca Assimilation: “özümseme, benzeşme veya benzeştirme” kavramsal ve ayırımlarıyla devasa bir külliyata sahiptir. Fransızcadan gündelik dilimize geçen “asimilasyon” sözcüğü, aslında Latince kökenli bir kavramdır. Asimilasyon kavramının Osmanlıcadaki karşılığı da oldukça ilginçtir, şöyle ki; Osmanlıcadaki Te’dib ve Tagyir Arapça’dan Osmanlıcaya geçen ve Cumhuriyetin ilk yıllarında kaleme alınan özellikle Dersim raporlarının temel kavramlarından birisi “Te’dib” kavramıdır. Te’dib; çağımızdaki “Asimile-Asimilasyon” sözcüğünün bir nevi kavramsal karşılığını oluşturur.  Te’dib, “terbiye etme, uslandırma, yola getirme, eğitme!” gibi benzeri anlamları içerir. Bu sözcüğün bir diğer paraleli ise “Tagyir”dir. O da “başkalaştırma, değiştirme ve bozma” anlamlarını içerisinde barındırır. Yani “Te’dib ve Tagyir” kavramları; “asimile etmeyle” özdeş kavramlardır!

Türk Dil Kurumu’nun hazırlamış olduğu ve 1988 yılında basmış olduğu sözlükte “asimile etmeyle” aynı ve özdeş kavramları “Benzer hale getirme, kendine benzetme, kendine uydurma, özümleme ve benzeşme,” diye açıklanmaktadır. Burada neyi ve kimi neye ve kime benzetme veya özümsetme sorularını sormak ve irdelemek gerekiyor. Bu bağlamda asimilasyon; bir ülkede iktidarı elinde bulunduran hâkim (egemen-baskın) bir ırk, sınıf veya inanç grubundakilerin devlet olmanın imkânlarını kullanarak kendi yönetimi ve sınırları içinde yaşayan ve kendilerinden ırk, dil ve inanç olarak farklı olan etnik grupların hâkim “ulus” içinde ayrı bir kimlik veya toplum olarak var olmanın koşullarını ortadan kaldırmaya yönelik bir devlet uygulamasına (politikasına) verilen genel bir isimdir.

Asimilasyon; düşüncesi hâkim uluslar tarafından geçmişten günümüze kadar dünyanın birçok yerinde, çeşitli gerekçelerle günün koşullarına göre birden fazla farklı uygulama ve yöntemlerle uyguladığı görülmüştür. Kimi emperyalist devletler zaman zaman istila etmiş oldukları ülkenin insanlarına yönelik acımasız katliam ve sürgünlerle bu toplulukları çeşitli bölgelere göç etmelerine neden olur iken, kimi ulus devletler de bu toplulukları fizikken katledip, yok etmek yerine; bunların iş gücünden faydalanmak ve benzeri işlerde kullanmak için başta dil olmak üzere bu toplumların tarihini, inanç ve bütün kültürel değerlerini günlük olarak tatbik etmelerini engellemek, bu konularda çeşitli yasaklama ve cezai uygulamalar getirerek sözde bu toplulukları “ıslah etme ve eğitme” adı altında hâkim ulusun sahip olduğu inanç ve değerleri yeni genç kuşaklara dayatılarak ve çocuk yaşta okullarda aşılayarak bu çocukları kendi kültürlerinden uzaklaştırıp zamanla onları kimliksizleştirme ve hâkim sınıfın kimliği içinde eritmek yoluna girmişlerdir.

Tabi bu uygulamalar ülkeden ülkeye, içinde bulunulan zamana veya asimilasyona tabi tutulan toplumun nüfus varlığına göre değişiklik göstermiştir. Kimi ülkelerde baskı, katliam ve sürgünlerle yola getirilmeye çalışılan kimi topluluklar, zamanımızda adına “beyaz katliam” denilen asimilasyon yöntemleriyle kimliksizleştirilip dönüştürülmüştür. Bugün dünyanın en gelişmiş ve “demokratik” ülkeleri olarak bilinen kimi ülkelerin ve emperyalist (sömürgeci) ülkelerin tarihi geçmişine baktığımızda bunların tarihi bu tür gayri insani, kirli uygulamalarla dolu olduğunu açık bir şekilde göreceğiz. Dünyada son 100 yıl içinde onlarca topluluğun dil, kültür ve varlıkları bu şekilde bu ülkeler tarafından ortadan kaldırılmıştır. Asimilasyon; kişi ve toplumların kendi kültürel değerlerinden koparılarak onları kendilerine benzetmenin ötesinde kişinin ve toplumun sahip olduğu dil, inanç ve kültürel değerlerinin yok olmasını sağlamaktır. Bu anlamıyla bir yok etme politikası olan asimilasyon gayri insanidir ve insanlık onurunu yaralayan bir şeydir ve bir insanlık suçudur…

Birçok halkın ve inancın iç içe yaşadığı ülkemizde yani bu coğrafyada, gerek Osmanlı döneminde gerekse Cumhuriyet döneminde hakikaten insanın yüreğini sızlatan, ruhunu karartan inkâr, baskı, yasak, katliam, sürgün ve asimilasyon gibi vahim ve uygulamaların yapıldığını biliyoruz. Bu dönemde egemen ve baskın din ve mezhep dışında kalan diğer tüm inanç ve etnik yapılar yok sayılmışlar ve asimilasyona tabi tutulmuşlar. Devlet, tekçi-inkârcı ve asimilasyoncu politikalarda vaz geçmeden ve yıllardır sürdürdüğü bu politikaları değiştirmeden ülkemizde ne laiklik sorunu ne demokrasi ne hukuk sorunu ne de eşit yurttaşlık sorun çözülebilir. Mevcut düzeni savunup, devleti yöneten erkin kendiliğinden asimilasyon politikalarından vaz geçmeyeceğini de hepimiz biliyoruz. Ancak ve ancak bu tekçi-inkârcı ve asimilasyoncu zihniyete itirazı olan partiler, sendikalar ve sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği yaparak demokratik zeminde örgütlü bir mücadeleyle devleti yöneten erki asimilasyon politikalarından vaz geçirebiliriz!

Yazıyı uzatmamak için özetle, günümüzde Alevilerin asimilasyona maruz bırakılması ve kendi öz değerlerine yani ikrar ve rıza hukukundan uzaklaştırılıp dönüştürülmesi mevcut iktidar ve “içimizdeki bizler” eliyle yapılmaktadır. Asimilasyoncu zihniyetin müttefiki olan sözde Alevilere yani “içimizdeki bizlere” diyoruz ki; yanlışla yüzleşip yanlıştan vazgeçmek yerine, inkârcı ve asimilasyoncu zihniyetin aklıyla hareket edip, yanlışı doğru diye savunmayı sürdürmek, bugüne kadar Aleviliğe ve Alevi toplumsallığına hiçbir katkı sağlamadı bundan böylede sağlayamayacaktır bu nedenle içine girdiğiniz bu yanlıştan bir an önce dönün… Aşk ile.

 

 

   EKLER

Asimilasyonun ilk vurduğu şey kadınlar ve çocuklardır. Hangi etnik kimlikte ve hangi inançta olur ise olsun çocuklara yönelik ayrımcılık insan hakları ihlalidir. Bir insanın dilini ve inancını yasaklamak, üzerinde baskı uygulamak ve de asimile etmek bir insanlık suçudur. Alevi çocukları yıllardır zorunlu din dersleriyle baskı altına alınıp asimile ediliyor. Bu dersle geleceğimizi elimizden alıyorlar. İşte gerçek manasıyla asimilasyon bu demektir…
Daha yeni üç ay önce   Hace Bektaş Veli Külliyesi yazılı bir tabela asıldı. Dergâhın duvarına Külliye yazılı o panonun asılması da asimilasyon politikalarının bir parçasıdır. Peki, Külliye nedir? Sözlük anlamına göre, Külliye demek bir Caminin çevresinde Camiyle birlikte yapılmış medrese, imaret, sebil ve hastane gibi yapıların çevreye yerleştirildiği alana verilen addır. Hace Bektaş Veli Dergâhı Külliye değildir, adı üstünde orası bir Dergâh’tır! Cami denilerek, Cami çevresi denilerek o duvara o Külliye tabelası asılmış ise 1834 yılında Dergâh içine yapılan o Caminin Dergâhla hiçbir ilişkisi yoktur!