Dersim Soykırımına Giden Süreç ve Dersim Soykırımı – 05

“Aynı evrende yaşamamalı cellatlar ve çocuklar; Ya ölmeli cellatlar, ya da hiç doğmamalı çocuklar”  Che GUEVARA.

Değerli okuyucular bundan önceki yazıda, 19 Temmuz 1938’e kadar süreci işlemiştik. Bu bölümde 20 Temmuz sonrasındaki süreci işleyeceğiz!

27–30 Temmuz günleri arasında Vartinik, Göldağı, Zel Dağı, Hengırvan, Zağge, Aşağı Rabat, Kutu Deresi, Kerenko, Karasakal ve Buyer Bava kuşatılır. Genel Kurmay Başkanlığı, hükümetin görüşü ve önerisi doğrultusunda, hali hazırda Dördüncü Genel Müfettişlik komutasındaki askeri güçlerle sürdürülmekte olan tenkil harekâtını “sorunun köklü çözümünde” yeterli bulmayarak, Dersim’de, 3. Ordu müfettişliğince ‘Ordu Manevrası’ adı altında daha kapsamlı ve bir bakıma ‘sonuç alıcı’ (siz, kıyım ve katliam olarak okuyun) bir harekâtın yapılması kararını alır ve bu kararı gecikmeksizin 3. Ordu Komutanlığına bildirir. 3. Ordu Müfettişliği, Genel Kurmay Başkanlığından aldığı emir doğrultusunda, Ordu Manevrasıyla ilgili hazırlıklara başlar ve 1 Ağustos 1938’de, manevranın birinci safhasına dair 1 numaralı harekât emri verir.

1 Numaralı harekât emrinde, genel durum değerlendirmesiyle birlikte, ‘ordu manevrasının’ amacı da belirlenir. Harekât emrinde, manevranın amacı şu sözlerle ifade edilir: “Bu bölgedeki halkı silahtan tamamıyla tecrit etmek, Tunceli’nin her sene ayrı ayrı sahalarında beliren haydutluğa tamamen son vermek…” Yayınlanan 1 numaralı harekât emrinde, sadece ordu manevrasının amacı değil, harekâtın amacıyla birlikte, yapılış tarzı, yöntemi belirlenir ve bütün bunlar maddeler halinde sıralanır. Devamında General Abdullah Alpdoğan, emrindeki bütün askeri kıtalara bir tamim gönderir. Aldoğan gönderdiği tamimde, şöyle demektedir: “Tam iki ay var ki Tunceli’nin Kalan, Demenan ve Haydaran gibi en çetin şekiller gösteren en yüksek dağlarında, karların üstünde, dolu ve yağmurların altında, en derin ve haşin derelerinde birlikte çalıştık. Komutanlarımız değerli ve isabetli sevk ve idare liyakatlerini göstermişlerdir. Bu sırada cumhuriyet hükümetinin bütün amir ve memurları da azami çalışmaları ile orduya yardım göstermişlerdir. Askeri ve idari fazilet ve meziyetlerle vaki çalışmaların mahsulüdür ki, Başkomutanımız ordumuza verdiği emir ve direktifler bu bölgelerde yerine getirilmiştir. Bu vesileyle bütün er, erbaş subay ve komutanlara başarılı olmalarını dilerim.” Devamında Aldoğan manevrayla ilgili gerekli ve kesin talimatı verir. Emri alan (7, 8 ve 9) kolordular, 2 Ağustos 1938’den itibaren kendi bölgelerine ait genel harekât emirlerini verirler.

Bütün bunlara ek olarak hükümet yani Bakanlar Kurulu, Dersim’de birinci tenkil harekâtına (1937) göre, daha kapsamlı ve daha büyük bir askeri güçle yürütülmekte olan ikinci tenkil harekâtını yakından takip eder ve (6 Ağustos 1938 tarih ve 2/9409 sayılı) yeni bir karar alır. Bu kararla, Dersim’de yasak bölgeler ilan edilir. Yapılacakların maddeler halinde sıralanması şöyle; “5 ila 7 bin kişi batı illerine sürgün edilecek. Aşiret reisleri, kolbaşıları, seyitlerle ve şerirlerle, bunların aile ve yakınlarının da batıya nakilleri sağlanacak. Bölgenin silahtan arındırılması işine harekâttan sonra devam edilecek. Ele geçen mahkûmların hükümlerinin infazı hemen yapılacaktır. Yasak bölgeye, istenildiği kadar kuvvet çıkarılacaktır.” Ordu, hükümetin kararı ve Genel Kurmay Başkanlığının talimatları doğrultusunda 10 Ağustos 1938’den itibaren kırım yapmak üzere harekete geçer.  Bu manevra bizzat 3. Ordu Komutanı Orgeneral Mehmet Kazım Orbay tarafından yönetilir.

Manevra süresince yapılan kıyımlar, resmi belgelerde, sanki yapılanların bir meşruiyeti varmış gibi sunulmakta ve insan onuru ile birlikte savaş hukuku da hiçe sayılarak şu sözlerle ifade edilir: “12 Ağustos 1938, “9. Kolordu bölgesinde; (…) 3. Tugay kıtaları rastladıkları haydutlardan 25 kadarını imha etmiştir”  13 Ağustos 1938, “7. Kolordu bölgesinde; Kırmızı Dağın doğu ve güneydoğusu ile batı güneybatısında sıkı arama ve taramada buralarda saklanan haydutlarla yapılan müsademelerde 300 kadarı imha edildi. (…) Süvari Tümeni bölgelerinde de alaylar taramaya devam etmişler, 10 Haydaranlı, 2 Demenanlı haydut imha edilmiş” “9. Kolordu Bölgesinde; (…) birlikler yaptıkları arama ve tarama harekâtlarında haydutlarla yapılan müsademelerde birçoklarını imha etmişler, bir kısmını diri olarak yakalamışlar, bir miktar silah ve hayvan ele geçirmişlerdi.”  15. Tümenin 38. Alayı, Yılan dağından Aliboğazı’na kadar tüm mağaralar taramış mağaraları bombalamış!

“14 Ağustos’ta, 41. Tümen karargâhı Deşt’te, 93. Alayın 3. Taburu, Pah bölgesinde, kaçan haydutları sıkıştırmak amacıyla, Haydaranlı’larla Demenanlı’lardan 83 kişiyi imha etmiştir. 1. Süvari Tümeni birliklerinin Nazmiye bölgesinde yaptıkları arama ve taramada 70 Haydaranlı, altı Demenanlı imha edildi.(…) 34. Alaydan takviyeli bir bölük de verilmek suretiyle beraberce mağaraların tekrar kuşatılması ve içindekilerin imhasına memur edildiler.(…) Yılan dağından Ali Boğazına inen derelerde 65 haydut imha edildi. 57. Alay boğazdan içeri girdi ve iki mağarayı kuşatarak ateş altına aldı ve bombaladı. Bu müsademede haydutlar bir hayli zayiat verdiler.”  Aynı gün, 9. Kolordu bölgesinde; 17. Tümen birlikleri bu sabahki harekâtta haydutlardan yedisini imha etmişler, bir miktarını da diri olarak yakalamışlardı. 62. Alayın 1. Taburu da Kaçkerek-Baba’da yaptığı taramada 32 haydut imha edilmiş, 16 kadın sağ olarak ele geçirilmiştir. (…) 143. Alay yaptığı tarama harekâtında 13 haydudu imha etmiştir.” 7. Kolordu bölgesinde; 41. Tümenin Piter, Kafat bölgelerinde, Munzur’un doğusunda ve batısında yaptığı taramada, kıtalarımıza Vank bölgesinde ateşle karşı koyan 38 haydut imha etmiş, ayrıca Kafat civarında Munzur’un batısına geçmek isteyen üç haydut takip ve imha edilmiş…” 9. Kolordu bölgesinde; devam eden arama ve taramada çok sayıda haydut sığındıkları mağaralarda imha edilmiş…”

“15 Ağustos 1938 7. Kolordu bölgesinde; 41. Tümen birliklerinin yaptığı taramada Deşt (köyünün) kuzeyindeki Hacılı köyü haydutlarından 13’ü daha imha edildi. Deşt bölgesindeki Zımbık mezrası, Halvori, Kırmızı Mezra köylerinde yapılan taramalarda ise bu köylerden silahla karşı koyan haydutlarda imha edildi ve köyler tümüyle yakıldı. Laç Deresi içinde yapılan taramada da Munzur’un batısına geçmek isteyen haydutlardan bir kısmı öldürülmüş, bir kısmı da (…) kaçmışlardı. Karargâhı Çukur’da bulunan Süvari Tümeni; 2. Seyyar Jandarma Taburu ve Hot’ta toplanan 14. Süvari Alayı ile Dar boğaz deresi-kolordunun doğu hududu arasında yaptığı taramada bu bölgeye sığınan 281 Demenan ve Haydaranlı haydudu imha ettiler.” (…) 8 Kolordu bölgesinde; 14. Süvari Tümeni, 63. Alayın 2. Taburu ile Tağar deresini ikinci kez aramış ve mağaralarda bulunan 12 haydudu yok etmiştir.” “9. Kolordu bölgesinde  17. Tümenin Harçik doğu bölgesini tarayan birlikleri de bir mağarada 58 haydudu imha etmişti….” “7. Kolordu bölgesinde; 93. Alayın 3. Taburu Batı’ya sevk edilmek üzere Yusufanlıları toplayarak Mamekiye (Tunceli İl merkezinin adı bn) getirmekteyken Uhni köyünde Mahmut Ali adında bir haydudun kafile arasında fırlayarak, Necip adında bir onbaşıyı hançer ile şehit etmesi üzerine meydana gelen kargaşalıkta, kaçmak isteyen 49 kişi imha edildi… Haydutlara öteden beri yataklık ve şerirlik eden “Zımek, Xeç, Kırnik ve Bornak köylerinden 395 haydudu ölü olarak ele geçirdi.”

“8. Kolordu Komutanı, 15 Ağustos akşamı verdiği bir emirle, harekâtın 16 ve 17 Ağustos günlerinde de sürdürülmesini emreder ve gelişmeleri (kırımı) gün be gün kaydeder. 16 Ağustos 1938: “7. Kolordu bölgesinde; 1. Süvari Tümeni, Muhundi bölgesinde yaptığı taramada bir bölüm Haydaranlı ve Demenanlı haydudu imha etmiştir.” Ancak, burada katledilenlerin sayıları bildirilmemektedir. “Munzur dağlarına doğru gönderilen bir birlik Sıçan deresi yöresinde 20 kadar haydudu yok etmiştir.” Aynı gün 7. Kolordu bölgesinde; 41. Tümenin 14. Süvari Alayı 79 haydudu, Pah bölgesinde tarama yapan 2. Seyyar Jandarma Taburu da 38 Haydaranlı haydudu daha imha etmişti.” 15. Tümenin 56. Ve 57. Alayları, Kurudoğar dağı ve Harap karakolu bölgesinde “500 kadar haydut çetesini bombalamış ve makineli tüfek ateşine tutmuştur.” Sözlü anlatımlarda Dersimliler, bu tür bombalamaların kıyım niteliğinde olduğunu söylemişlerdir. Yakalanan halk ya da suçlular, mağaralara doldurulmuş ve bombalanmıştır. Örneğin, Deşt köyünden Hüseyin, “ben, o zamanlar yirmi yaşlarındaydım” diyor! “Eriç deresinde, tayyareler (uçaklar) bombaladı bizi. Epey zayiat vardı. Sindik. Asker bastı, ben Kurudoğar’a doğru kaçtım. Bir iki kişi daha kaçtı. Gerisini makineli ile taradılar. Esir almadılar.”(…)

17 Ağustos 1938;  “7. Kolordu bölgesinde yapılan arama ve taramada 50’ye yakın haydut imha edilmiştir…” 8. Kolordu bölgesinde; “12. Tümen tarama yaparak Kozluca bölgesine varmış, yasak bölge içinde ve tümen bölgesindeki bütün evler ve tarlalar yakılmış.” 9. Kolordu bölgesinde; “yapılan taramada 80 kadar haydut imha edildi.” “10 Ağustos 1938’den beri ordu manevrasının birinci safhası içinde yasak bölgeyi tarayarak geçen birlikler bu harekât sırasında, isimleri daha önce 4. Genel Müfettişlikçe tespit edilmiş binlerce insanı yakalayarak kafileler halinde emredilen bölgelere sevk etmişler, haydutlarla yer yer yapılan müsademelerde keza binlercesini imha etmişler, bu şerirlerin sığındığı köyleri, komları ve hatta fundalık ve tarlaları yakmışlardı.” 18 Ağustos 1938; “9. Kolordu karargâhı Pertek’e geçmiş, burada birliklerin yaptıkları arama ve taramada 3. Tümen bölgesinde 42 kişi; 17. Tümen bölgesinde 30 kişi daha imha edilmiş.” 19 Ağustos 1938, 7. Kolordu bölgesinde; “Sin bucağı bölgelerinde direnen 290 haydudu imha etmiş, Mazgirt’te toplanan son kafileden kaçmak isteyen 52 haydut daha imha edilmişti.” Toplama bölgesine yürüyüş halinde bulunan 8. Kolordu birliklerinden de, “12. Tümen, 12 Ağustos’tan beri yasak bölge içinde ve dışında yaptığı arama ve taramada yer yer birçok haydutları imha etmiş olmakla beraber son direnen 170 kişiyi daha imha etmiş, bölgede köy ve tarlaları yakmıştı.”

“15. Tümen de aynı şekilde bölgesindeki birçok köylerde yaptığı arama sonunda 150 haydudu daha imha etmiş, köy ve tarlaları yakmıştı. Bu arada 63. Alay ile Seyyar Jandarma Alayı da son olarak 6–7 köy daha aradı ve bu köyleri de yaktı.” “14 Süvari Tümeni de bölgesinde yaptığı son temizlik harekâtında 69 kişi daha imha etmiş, erkek kadın ve çocuktan ibaret 381 kişilik bir kafileyi batıya nakletmek üzere Elazığ’a sevk etmişti.” Resmi belgelere (Türkiye Cumhuriyeti’nde Ayaklanmalar) geçen bu ifadelerden de anlaşılacağı üzere, ‘manevra’ süresince ve tabii ki, savaş hukukuna aykırı olarak tam bir kıyım ve soykırım yapılmıştır. Yapılan bu soykırımdan sonra, devletin üst makamları arasında sürekli yazışmalar yapılmış. Bütün bu yazışma ve tartışmalar sonucunda, net bir karara varan Başbakanlık, İçişleri ve Milli Savunma Bakanlıkları, 1. 2. 3. Ordu Müfettişlikleri ile Dördüncü Genel Müfettişliğe, 23 Ağustos 1938’de yeni bir emir verir.

Yukarıdaki birimlere verilen emir şöyledir; “3. Ordu manevrasının birinci safhasını teşkil eden Tünceli İli dâhilindeki tarama harekâtının bitirilmiş ve ordunun ikinci safha manevra harekâtı için bir tertip almakta olduğuna, keza 21 Ağustos 1938 sıfır saatten itibaren Tunceli bölgesindeki birliklerin emir ve komutalarının Dördüncü Genel Müfettişliğine intikal ettiğine değinerek, bu bölgenin korunması, güvenliği ve asayişi için 4. Genel Müfettişlik ve 3. Orduca daha önce kararlaştırılan birliklerin ve bunların konuş yerlerinin uygun olduğuna, ayrıca üç uçaktan mürekkep bir hava grubunun Vertetil (Yazıkonak-Elazığ bn) tayyare alanında bırakılmasına ve Seyyar Jandarma süvari bölüklerinin manevralardan sonra Dördüncü Genel Müfettişlik emrine gönderilmesinin doğru olacağına,  keza, Tunceli’de kalacak birliklerin 4. Genel Müfettişliğin tertiplediği plana göre kullanılmalarının uygun olacağına işaret etmekte ve (…) imkân bulunduğu takdirde Tunceli’de kalmış olması muhtemel bazı haydutların imhası (!) için özel teşkilattan(!) da yararlanmanın düşünüldüğünü (abç) bildirmişti.” Şeklinde ifadeler yer alır.

Genel Kurmay Başkanlığı da, hükümetin yukarıda özetle sunduğumuz, 23 Ağustos 1938 tarihli emrinde yer alan görüş ve önerisi doğrultusunda, yeni bir emirname hazırlayarak, (19 Ağustos 1938’de) Dersim’de konuşlanmış bulunan tüm askeri birliklere gönderir. Genel Kurmay Başkanlığı, verdiği emirde; “1. İkinci safha manevra harekâtı sona erdiğinden 31 Ağustos’ta Elazığ civarında yapılacak geçit resmini müteakip: 8. Kolordu birlikleriyle birlikte, 9. Kolordu 3. Piyade Tümeni Tunceli İli dâhilinde ve 3. Ordu emrinde kararlaştırılmış bulunan tarama harekâtını tamamlayacaklardır. 3. Ordu Müfettişliği, bölgenin emir ve komutasını 4. Genel Müfettişlikten 1/2 Eylül 1938’den itibaren almış bulunacak.”(…) Bu tarama harekâtından sonra bölgenin emir ve komutası 10/11 Eylül 1938’den itibaren 4. Genel Müfettişliğe devrolunacak… 3. Tarama harekâtından sonra bu bölgede kalacak Jandarma birliklerinden başka 25. ve 57. Dağ Alaylarından mürekkep Dağ Tugayı ve Pülümür’deki 11. Alayın bir taburu 4. Genel Müfettişlik emrinde kalacaktır. 4. Güney tatbikatından sonra, Tunceli’deki birlikler ayrıca özel teşkilat (abç) ile de takviye edilecektir…”

Başbakanlığın anılan emrinin son maddesi, Dersim’de sürdürülmekte olan soykırımın doğrudan habercisi olur. Nitekim Genel Kurmay Başkanlığı, yukarıda ifade ettiğimiz üzere, Başbakanlığın İçişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, 1. 2. 3. Ordu Müfettişlikleri ile 4. Genel Müfettişliğe “Tunceli’de kalmış olması muhtemel bazı haydutların imhası için özel teşkilattan da yararlanmanın düşünüldüğü” şeklindeki emri ve görüşü doğrultusunda, hemen harekete geçer ve 29 Ağustos 1938’de, yeni bir emirname yayınlayarak, “Tunceli’deki birlikler özel teşkilat ile takviye edilirler.” Bu özel örgütün ne olduğunu, neler yaptığını, Orgeneral Muhsin Batur anılarında dile getirmektedir…

Kurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak, M. Kemal Atatürk’e, Dersim’de ordu manevrasının çok faydalı safhalar göstererek bittiğini bildiren bir telgraf gönderir.  Dersim’de yapılmış olan harekât, birçok devlet yöneticisi gibi Reisicumhur M. Kemal Atatürk tarafından da takdirle karşılanır. M. Kemal Atatürk, 30 Ağustos Zafer Bayramı Münasebetiyle Genel Kurmay Başkanı Mareşal F. Çakmak’a gönderdiği kutlama telgrafında, Ordunun Dersim’de yaptığı harekâtla ilgili olarak takdir duygularını şu cümlelerle ifade eder: “Ordumuzun yüksek ve her zaman olduğu gibi milletin güvenine cidden layık kıymet ve kudretle dolu manevrasının çok faydalı safhalar (aşamalar) göstererek bittiğini bildiren telgrafınızı aldım. Türk ordusunun yarattığı zaferin bu yıldönümü günlerinde, kalbim, orduya karşı takdir ve şükran hisleriyle doludur. Sizin ve tercüman olduğunuz aziz silah arkadaşlarımın hakkımda gösterdikleri samimi ve asil duygular o günlerdeki anılarımı canlandırdı, heyecanlarımı artırdı. Başta siz olduğunuz halde cümlenize candan sevgi ve saygılarımı sunar, şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da daimi artan mutlu başarılar dilerim.” 6 Eylül 1938 sabah saatlerinden başlayarak Dersim’in daha önceden belirlenen bölgelerinde üçüncü ordu tarafından yine ‘manevra’ adı altında yeni bir ‘arama-tarama’ harekâtı başlatılır.

Arama tarama faaliyeti derken, yukarıda da belirttiğimiz üzere, bundan, kesinlikle ‘vur’ emrinin yerine getirilmesi (uygulanması) faaliyetini anlamak gerekir. Nitekim manevra adı altında ikinci defa sürdürülen bu ‘arama-tarama’ faaliyeti sırasında da büyük bir soykırım yaşanır. Harekât sırasında gerçekleştirilen soykırım, resmi belgelerde şu sözlerle ifade edilir: 6. Eylül 1938, “Mercan deresinde tarama yapan 7. Alay 6 haydudu imha etmiş…” 8 Eylül 1938, “Bozan Deresi tarandığı sırada 5 haydutla yapılan müsademede ikisi öldürüldü.”(…) 143 Alay “yaptığı müsademe 6 haydudu imha etmişti.” 9. Eylül 1938, Bugün yapılan müsademelerde, 15. Tümenin 38. Alayı “Kızılviran bölgesindeki ormanlarda 37 kişilik bir haydut grubunu imha etmiş…”  “Aliboğazı’nda ve Kırklar tepesinin dpğusunda önemli bazı aşiret reisleri ile aveneleri imha edildi.” Bu resmi ifadelerden sonra, ‘ordu manevrası’ adı altında sürdürülen askeri operasyonla, Dersim’de bir soykırım yapıldığını söylemek hiç de yanlış ve abartılı olmayacaktır.

Bütün bu soykırım sonucunda hemen bütün bölgelerde direnmeler büyük oranda sona erse de, özellikle ‘yasak bölge’ olarak adlandırılan alanlarda ‘arama-tarama’ faaliyetlerine bir müddet daha devam edilir ve nihayet, 2 Ocak 1938’de fiilen başlayan ikinci tenkil harekâtı, 16 Eylül 1938’de tamamen sona erer. 3. Ordu Müfettişliğinin, toplam 17 gün süren manevra sonrasında hazırladığı raporda, “tarama bölgesi içinden ölü ve diri, olarak 7954 kişi çıkarılmıştır” denilmektedir. Dirilerin ne kadar olduğu bildirilmitor. Anlaşılan, 7954 kişinin (can’ın) büyük bir bölümü ölü olarak ele geçirilmiş. Belki de, mağaralarda bombalanmışlar ya da makineliyle taranmışlar…  Aynı raporda, ‘ordu manevrası’nın sürdüğü 17 gün içinde, 1019 silahın ele geçirildiği de ifade edilmektedir. Verilen rakamları doğru kabul etsek bile, 7954 insan üzerinde sadece 1019 silah çıkmış olması, soykırıma uğrayanların çoğunluğunun silahsız ve savunmasız olduğu pekâlâ anlaşılacaktır. Gerçekle birebir örtüşmese de, yakalanan ve katledilen insan sayısı ile ele geçirilen silah sayısı arasındaki orantısızlık, aslında vahşetin boyutunu da ifade etmektedir.

Başbakanlık arşivinden çıkan 9 Ağustos 1939 tarihli bir belgede, Dersim’de toplam 13 806 kişinin (can’ın) katledildiği ifade edilmektedir. Bu belge, dönemin (2012) Başbakanı Sayın Recep Tayip Erdoğan tarafından kamuoyuna sunuldu.  Katledilen insan (can) sayısı üzerinden bir tartışmaya girmek doğru bir tavır ve yöntem değildir. Her şeyden önce bu insani bir tavır olamaz! Aslolan, kadın-kız, çoluk-çocuk, yaşlı-genç, silahlı çatışmaya dâhil olan olmayan şeklinde hiçbir ayrım yapılmaksızın, alınan tenkil kararı doğrultusunda ve tabii ki, savaş hukuku hiçe sayılarak, mazlum bir halkın doğrudan doğruya soykırıma uğratılmış olması ve bu soykırımdan kurtulanlarında yerinden yurdundan edilerek, ülkenin çeşitli bölgelerine sürgüne tabi tutulmasıdır. İnkâra, yalana ve manipülasyona (hile’ye) gerek yok, bütün bunlar (soykırım-sürgün) Dersim’de (1937-1938) acımazsız bir şekilde yapıldı…

2 Ocak 1938’de fiilen başlayan, 16 Eylül 1938’de sona eren ikinci tenkil harekâtı sonrası, Tunceli’de ‘asayiş’ şöyle düşünülmüştür: “1. Tunceli’nde ayaklanma tertipçisi olan kolbaşı ve seyitler (Seyitler Alevilerin Yol Önderi Dedelerdir.) ele geçirilmişler ve bölgeden çıkarılmışlardır. 2. Bundan böyle, Tunceli’nden ayaklanmayı teşvik edecek güç ve cesaret kalmamıştır. 3. Yasak bölgelerin sürdürülmesi için bırakılan jandarma ve ordu birlikleri, sürekli baskınlar yaparak ele geçirilmeyen haydutları da ele geçireceklerdir. 4. Boyun eğmek istemeyen birkaç kişi çete kurarak dağlarda korunabilseler bile, kış gelince teslim olmaktan başka çare bulamayacaklardır. 5. Tunceli halkı ilkel ve yoksuldur. Dağlarda, dar alanlarda yaşarlar. Bu yüzden, hükümetin kuvveti, kudreti ve kültürü, bu insanlara ulaşamıyor, aşiret ruhu yaşayıp gidiyor. Bu yaşam biçimi, sonuçta, seyitlerin ve ağaların etkisini çoğaltıyor. Ağalar ve aşiret reisleri kaldırılmıştır. Ama seyitler yerlerinde duruyorlar. Uysal olduklarından dolayı yerlerinde bırakılan ağalar ve seyitler, fırsat bulduklarında, halkı kışkırtabilirler. Seyitlerin ve ağaların tümü Dersim dışına çıkarılmadıkça, halk, cumhuriyetin onu ilkellikten kurtaracak politikasından ve kültüründen yararlanamaz. Bunlar, Tunceli’nin dışına çıkarılırsa, halk, kendisini ilkellikten kurtarmaya çalışan hükümeti baştan tanıyacaktır.” 16 Haziran 1938’de başlayıp 16 Eylül 1938’de bitirilen II. Dersim harekâtında hükümet güçleri 104 şehit, 175 yaralı vermiş. Bunun yanında, “Dördüncü Umum Müfettişlik gizli raporuna göre; Dersim’de 13 bin 806 kişi (can’ın) sivilin öldürüldüğü ve 14 bin 441 kişi (can), Türkiye’nin çeşitli bölgelerine “bir köye, bir hane” şeklinde sürgün edildiği belirtilmektedir.

Devlet, 1926 yılında itibaren Dersim’e askeri harekât yapmak için şu gerekçeleri öne sürer: “Dersimliler yabanidir ve medeniyetten uzaktır”, Dersimlileri “Islah” etmek gerekir ve Dersim’e “medeniyet” götürmek gerekir! Esasında devlet bunları söyleyerek Dersim’in etnik ve inanç (öğreti) kimliğini hedef almış oluyordu. Devlet uydurduğu bu gerekçelerle tüm kurum ve kuruluşları ile Dersim üzerine yürüdü. Islahat adı altında, ben sizi “medenileştirmeye” geldim diyerek kadın-çoluk-çocuk-yaşlı demeden 13 bin 806 (bunlar devletin kayıtları) kişiyi (canı)  katletti… Bununla da yetinmedi soykırımdan sağ kurtulan 14 bin 441 insanı (canı) eşi görülmemiş bir sürgün politikasına tabi tutup, aileleri parçalayarak ülkenin çeşitli bölgelerine dağıttı! Buradan soruyorum: İnsanları çoluk-çocuk, kadın-yaşlı demeden katletmek midir medeniyet? İnsanları yerinden yurdundan etmek midir medeniyet? İnsanların dilini inancını asimilasyon politikalarıyla yok etmek midir medeniyet? Şayet bütün bunlar “medeniyet” diyor iseniz yerin dibine batsın sizin bu medeniyetiniz!

Bu topraklarda bizlere yaşatılan acılar ister istemez bizi düne götürüyor. En basitinde şunu görüyor insan, ne kadar çok öldürülmüşüz ve ne kadar çok zulüm ve sürgün yemişiz. Hiç bu gözle baktınız mı tarihsel geçmişimize? Evet, diğer katliamlar gibi Derim 1937-1938 soykırımı da hepimizin ortak yarasıdır. Ancak; bu soykırımı (katliamı-vahşeti) bırakın dünyaya kendi toplumumuza dahi yeterince anlatamadık! Tarih, dün, bugün ve gelecekle sıkı sıkıya birbirine bağlıdır. Her şeyden önce bütün bu olup bitenleri yılmadan, usanmadan toplumumuza anlatıp, yüzleşmeyi sağlamamız gerekmektedir. (“Koçgiri, Zilan ve Dersim’le yüzleşemediğimiz için Maraş’ı, Çorum’u, Sivas’ı, Gazi’yi ve Roboski’yi vb. benzerlerini yaşadık”) Zira yüzleşme olmadan ikiyüzlülerden, manipülasyondan, yalanlardan ve asimilasyondan kurtulamayız ve katillerimizi saygı ve minnetle ananları kurtarıcı olarak görmeye devam ederiz. Geleceğimizi özgür kılmak istiyorsak dünle yüzleşmek zorundayız. Dersim soykırımı insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur! Dersim, 1937 ve 1938’i unutmadık, unutmayacağız, unutturmayacağız ve de asla unutulmayacak! Dersim mazlumlarını sayıyla anıyorum. Devirleri daim, mekânları gönüller olsun. Zalimleri kınıyorum ve lanetliyorum.   Sevgiyle. Aşk ile.

EKLER

İ. Sabri Çağlayangil’in söylemiyle Dersim halkı mağaralara sığınmıştı! Bu fotoğrafta da görüldüğü üzere mağaranın içine ateş etmek ve gaz atmak suretiyle insanlar katledilmiş…  (Hasan Saltık-Kalan Müzik Arşivi)

Dönemin Başbakanı (1937) İsmet İnönü 1935 yılında hazırladığı “Şark Seyahati Raporu’nda” Erzincan’ı küçük Dersim olarak adlandırıyor. Erzincan’ın Munzur’a bakan Surbahan/Kılıçkaya Köyü ve çevre köylerden toplanan 16 yaş üzerindeki tüm erkekleri ile çevre köylerden toplanan tümü Alevi 97 insan (can), üç gün aç-susuz bir ahırda bekletilir. Dördüncü günün sonunda iplerle birbirine bağlanarak 3 bin 200 metre yükseklikteki Erzincan-Ovacık sınırındaki Zini Gediği denilen mevki’ye getirilen 97 köylü (can), 6 Ağustos 1938 tarihinde burada kurşuna dizilerek vahşice katledilir. 97 insanın (Can’ın) 95’i silahla taranarak, cesetlerin altında sağ kalan iki insanında (Can’ında) sağ oldukları fark edilince, kafaları taşla ezilerek vahşice katledilir. Devamında köyler zorla boşaltılır, soykırımdan kurtulan yani geride kalan aileler Balıkesir ve Edirne başta olmak üzere hiç bilmedikleri, tanımadıkları batı illerine 10 yıl geri dönmemek şartı ile sürgüne gönderilirler.

Batı kentlerinde 10 yıla yakın süreyle zorunlu ikamet ettirildikten sonra köylerine dönmelerine izin verilen köylüler, yasak bölge ilan edilmesi nedeniyle Zini Gediği’ne giderek cesetlerine de sahip çıkamaz. 1950 yıllarının başlarında bölgeye gizlice gidebilen birkaç köylü, üst üste yığılı duran bu insan kemiklerine tanık olurlar. 97 insan (can), 1938 yılında katledildikleri Zini Gediği’nde 83 yıldan bu yana “mezarsız” yatıyor! Kefensiz toprağa düşenleri unutma, mermi pahalı diye çocukların, kadınların meşe kütükleriyle dövülerek katledildiği yerdir DERSİM… Unutma Unutturma!

14 Ağustos 1938 tarihinde Halvori Deresi’nde (Halvori Köyü), kadın ve çocukların olduğu 217 kişi (can) katledilmeye böyle götürülmüş… (Hasan Saltık-Kalan Müzik Arşivi)

8. 1938 tarihli Bir gazetenin attığı manşet! Gazetenin attığı manşet: “Atatürk orduyu tebrik ve tadtir buyurdular!” Alttaki başlıkta ise, “Doğu manevraları bitti, Atatürk’le Mareşal Fevzi Çakmak ararında samimî telgraflar teati edildi” denilmekte.

Resmin Altında Hozat’ta Öldürülen Asiler Yazılı! (Hasan Saltık-Kalan Müzik Arşivi) 2 Ocak 1938’de Dersim üzerine başlatılan 16 Eylül 1938’de “sona erdirilen”, ikinci tedip ve tenkil harekâtında çocuklar, kadınlar, yaşlılar, ocakzadeler ve insani kâmiller katledilirler. Dersim’in dağlarında, ırmaklarında kan ve gözyaşı sel olup akar! Zulümden kaçıp mağaralara sığınmış olan çocuklar, kadınlar ve yaşlılar zehirli gazlarla ve eşi görülmemiş canavarlıklarla (tüfek dipçikleriyle ve meşe kütükleriyle) katledilirler.

Bir hastanın Prof Dr. Mehmet Bekaroğlu’na anlattıkları: mermi pahalı diye meşe kütükleri ile vura vura 10 yaşındaki çocukları öldürdük!

4 Mayıs 1937 tarihinde, ‘Tunceli Tenkil Harekâtı’ kararıyla Dersim soykırımı başlatıldı, 16 Eylül 1938’de  kırımla sonuçlandırıldı. Aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu, resmi açıklamalara göre 13 bin 806; halkın sözlü anlatımlarına göre 60 bin insan (can) katledildi.

Dersim sürgünlerinden bir grup! (Hasan Saltık- Kalan Müzik Arşivi) 6 Ağustos 1938 tarihli Bakanlar Kurulu Kararıyla, 14441 kişi (can), topraklarından kopartılıp Türkiye’nin çeşitli bölgelerine “bir köye, bir hane” şeklinde sürgün edilmiş. Devlet, bu sürgünle yaşlı-kadın, çoluk-çocuk demeden, insanları dilini, kültürünü ve inancını bilmedikleri bölgeler de, “bir köye, bir hane” denk düşecek şekilde zorunlu ikame tabi tutmuş ve uyguladığı bu politikayla aileleri parçalamış, insanları dilinden, kültüründen ve inançlarında (öğretilerinden) koparmış! Egemenler şunu iyi bilsinler ki; Alevi toplumu rıza ve ikrar toplumudur. Katliam ve sürgünler ne kadar ağır olursa olsun, rıza ve ikrar toplumunu tümden yerinden söküp atmak imkânsızdır. Bir toplum ne kadar dönüştürülmüş olursa olsun geleneklerinden ve inançlarından mutlaka izler taşır…

Soykırımın ardından Dersimli mazlum kadınlar ve çocuklar! (Hasan Saltık-Kalan Müzik Arşivi)   Arkada sıra askerler, önde mazlum kadınlar ve çocuklar. Yüzlerce çocuk, özellikle kız çocukları batı illerindeki “Türk” ailelere evlatlık olarak verilerek yerlerinden-yurtlarından, dillerinden, kültürlerinden ve inançlarından (öğretilerinden-itikatlarından) koparıldı…

Katliam sonrası Uşak’ta mecburi iskâna tabi tutulan Dersimliler (Hasan Saltık Arşivinden).     Türkiye’nin çeşitli bölgelerine “bir köye, bir hane” şeklinde sürgün edilen ve 32 İl’e gönderilen, sürgün edilen Dersimli aileler ve nüfus sayıları:   Afyon: 73 aile 356 nüfus. Amasya: 88 aile 392 nüfus. Antalya: 83 aile 410 nüfus. Aydın: 183 aile Bin 1003 nüfus. Balıkesir: 240 aile Bin 1087 nüfus. Bilecik: 181 aile 866 nüfus. Bolu: 45 aile 223 nüfus. Burdur: 12 aile 54 nüfus. Bursa: 317 aile Bin 1861 nüfus. Çanakkale: 44 aile 321 nüfus. Çankırı: 125 aile 750 nüfus. Çorum: 57 aile 171 nüfus. Denizli: 144 aile 659 nüfus. Edirne: 5 aile 43 nüfus. Eskişehir: 138 aile 643 nüfus. Isparta: 30 aile 181 nüfus. İstanbul: 6 aile 13 nüfus. İzmir: 121 aile 511 nüfus. Kastamonu: 61 aile 386 nüfus. Kayseri: 80 aile 245 nüfus. Kırklareli: 8 aile 60 nüfus. Konya: 212 aile bin 1264 nüfus. Kütahya: 116 aile 586 nüfus. Manisa: 248 aile bin 1015 nüfus. Muğla: 30 aile 170 nüfus. Niğde: 34 aile 124 nüfus. Samsun: 60 aile 276 nüfus. Sinop: 30 aile 110 nüfus. Tekirdağ: 17 aile 100 nüfus. Uşak: 51 aile 273 nüfus. Yozgat: 62 aile 251 nüfus. Zonguldak: 6 aile 7 nüfus!” Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık arşivinde bulunan bu bilgilere göre,  32 İl’e toplam 2907 aile, 14441 kişi (can) sürgün edilmiş! Dersim’in Sürgün çocuğu olan ünlü şair Cemal Süreyya; “Ben bir yük vagonunda açtım gözlerimi. Bizi bir kamyona doldurdular. Tüfekli iki erin nezaretinde. Sonra o iki erle yük vagonuna doldurdular. Günlerce yolculuktan sonra bir köye attılar” diyor! Bir Bilim insanı “eğer gittiğiniz (sürüldüğünüz) yerde geri dönüşünüzün imkânsız olduğu duygusu sizde beliriyorsa, siz sürgünsünüz” diyor. Sürgün hüzünlü bir öykünün ilk adımıdır. Dönüşü giderek imkânsız olacak bir serüvenin ilk adımıdır. Siz artık yeni bir yurt edinmek zorundasınız. Sürgün geldiğiniz yerin kültürüne, manevi değerlerine ve etnik yapısına uyum sağlamak durumundasınız. Bu uyum kaçınılmaz olarak asimilasyonu ve özümlemeyi beraberinde getirir. Dahası kendi kimliğine yabancılaşmış bir neslin doğmasını kaçınılmaz kılar…

“1942 yılında dönemin Başbakanı İbrahim Refik İbrahim Saydam’ın 19.02.1942 tarihinde Fevzi Çakmak’a yazdığı bir belgede Dersim Soykırımı’nı tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. İşte o belgede yazılanlar: “Çok sayın komutanım Fevzi Çakmak, Tedip ve Tenkil harekâtının neticeleri ve sonuçları hakkında rapor hazırladığımızı bir üst yazı ile size iletmiş idim. Alpdoğan Paşa’ya kızmanıza gerek yok, bir hekim olarak, yakıcı ve boğucu gazların, düşman askerlerine bile uygulanmasına karşı olduğumu belirtmeliyim. Tunceli’de kullanılan bu gazların bir daha kullanılmaması için yasa teklifi hazırlamaktayız. Ön hazırlıklar raporunda ifade edildiği üzere kendi halkımıza kullanılan bu gazların toplu sivil ölümlere yol açtığı görülmektedir. Bir hekim olarak da, bir insan olarak da bundan utanç duyduğumu belirtmeliyim. Bir daha tekerrür etmemesi için gerekli yasal çalışmaları başlattığımı belirtmek isterim. 19.2.1942. Başvekil Refik İbrahim Saydam.” 1942 yılının Başbakanı, 1938’de Sağlık Bakanı olan Refik İbrahim Saydam’ın Fevzi Çakmak’a gönderdiği belgeyle, Dersim’de zehirli gaz’ın kullanıldığı bir kez daha açığa çıkmış oldu. Bu belge İhsan Sabri Çağlayangil’i doğruluyor. İ. Sabri Çağlayangil, Kemal Kılçdaroğlu’yla 1986 yılında yaptığı röportajda şunları anlatmıştı: “Mağaralara iltica etmişlerdi. Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içerisinden, bunları fare gibi zehirledi. Ve yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kestiler. Kanlı bir harekât oldu. Dersim davası da bitti. Hükümet otoritesi de köye ve Dersim’e girdi. Huzur şükür.” (…)

YARARLANILAN KAYNAKLAR

1- Cafer Solgun, Dersim… Dersim Timaş Yay, 2010.

2- Vecihi Timuroğlu, Dersim Tarihi, Yurt Kitap Yayın, 1991.

3-Reşat Hallı, Türkiye Cumhuriyeti’nde Ayaklanmalar, (1924-1938) 1972.

4- Cafer Demir, Osmanlı ve Cumhuriyet Döneminde Dersim, Umut Yayıncılık, 2009.

5- Kozmopolit Perspektif, Haber Sitesi, 18. 10. 2012.

6- Özgür Küçük, Gündem Gazetesi, 19 Kasım 2014.

7-https://www.demokrathaber.org/siyaset/mermi-pahali-diye-mese-kutukleri-ile-vura-vura-oldurduk-h5345.html (Mehmet Bekaroğlu’ndan dehşet verici Dersim tanıklığı…) 01 Aralık 2011.

8- https://www.demokrathaber.org/guncel/erdal-kilickaya-zini-gedigi-katliamini-anlatiyor-h5344.html 01 Aralık 2011.

9-https://www.evrensel.net/haber/89151/zini-gedigi-katliami- 31 Temmuz 2014.

10- Nezahat Gündoğan, Kazım Gündoğan, Dersim’in Kayıp Kızları, İletişim Yayınevi, 2012.

11- Ali Kaya, Ehl-i Haklar ve Dersim. Başbakanlık Arşivi.

12- Hasan Saltık-Kalan Müzik Arşivi.

13-Ömer Şahin, Radikal Gazetesi- “İşte Gizli Dersim Arşivi” 11 Şubat 2012.

14-Soner Yalçın,  sonery@hurriyet.com.tr, Kılıçdaroğlu sordu Çağlayangil yanıtladı, Hürriyet Gazetesi, 22 Ağustos 2010.

15- Mehmet Kabadayı, Osmanlı ve Cumhuriyet Dönemi Kitle Katliamları, Vesta Yay, 2015.